ANONİM ŞİRKETLERDE İNTİFA SENETLERİ

ANONİM ŞİRKETLERDE İNTİFA SENETLERİ

İçindekiler

KISALTMALAR. 1

GİRİŞ. 2

GENEL OLARAK İNTİFA HAKKI 2

İNTİFA SENEDİ KAVRAMI 3

TÜRK TİCARET KANUNU TASARISINDA İNTİFA SENETLERİ 4

HAK SAHİPLERİ İLE ANONİM ŞİRKET ARASINDAKİ İLİŞKİ 6

1-İntifa Hakkı Sahipleri ile Şirket Arasındaki İlişkinin Niteliği 6

2.İntifa Senedinin İçerdiği Hakkın Niteliği 7

İNTİFA SENETLERİNİN TÜRLERİ 8

1.İntifa Hisse Senedi 8

2.Kurucu İntifa Senedi 9

3.Adi İntifa Senetleri 14

4.Katılma İntifa Senetleri 14

SONUÇ. 15

KAYNAKÇA. 16

 

 

 KISALTMALAR

a.g.e.: Adı Geçen Eser

bkz: Bakınız

c.: Cümle

  1. : Cilt
  2. : Dipnot
  3. : Esas

ETTK: Eski Türk Ticaret Kanunu

HD.: Hukuk Dairesi

K.: Karar Numarası

m.: Madde

N.: Numara

RG.: Resmi Gazete

s.: Sayfa

S.: Sayı

T: Tarih

TTK: Türk Ticaret Kanunu

TMK: Türk Medeni Kanunu

Vd.: ve devamı

 

GİRİŞ

İntifa senetleri, pay senetlerinden farklı olarak payı temsil etmeyen ve şirket hakları vermeyen kıymetli evrak niteliğinde senetlerdir. Sahibine yalnızca kara veya tasfiye sonucunda kalan tutara katılma ya da çıkarılacak yeni paylardan (rüçhan) alma hakkı sağlar. Bu nedenle intifa senedi sahiplerine, idari haklar ve kanunda belirtilenler dışındaki mali haklar tanınamaz. İntifa senetleri, ana sözleşmede hüküm bulunması ve genel kurulun karar alması şartıyla ve ancak belirli kişiler yararına çıkarılabilir. Bu kişiler:
-Kurucular,
-Bedeli kanuna uygun olarak yok edilen payların sahipleri,
-Alacaklılar veya bunlara benzer bir sebeple şirketle ilgili olanlar, lehine intifa senedi çıkarılabilmektedir.
Bu çalışmamızda, intifa hakkı sahipleri ile şirket arasındaki ilişkinin niteliği, intifa senedinin içerdiği hakkın niteliği, intifa senedi kurucu intifa senetleri, adi intifa senetleri, katılma intifa senetleri detaylıca incelenecek ve yargıtay kararları ile desteklenerek anonim şirketlerde intifa senetlerinin tüm yönleriyle anlatılması hedeflenmiştir.

GENEL OLARAK İNTİFA HAKKI

 

İntifa hakkı, belirli bir kişiye başkasına ait bir malvarlığı değeri üzerinde en geniş şekilde yararlanma imkanı sağlayan bir irtifak hakkıdır. Teorik olarak intifa hakkı, bir eşyanın öz değeri ile irat değerinin iki ayrı hak sahibine tahsis edilebilme kabiliyetine dayanmaktadır.

İntifa hakkı şahsa bağlı bir irtifak hakkıdır. Ancak gerçek ya da tüzel bir kişi yararına kurulabilir ve kişisel bir irtifak hakkı olmasının doğal uzantısı olarak hak sahibine ayrılmaz bir biçimde bağlanır. Bu nedenle intifa hakkı devredilemez.[1]

İNTİFA SENEDİ KAVRAMI

 

İntifa senetleri, pay senetlerinden farklı olarak payı temsil etmeyen ve şirket hakları vermeyen kıymetli evrak niteliğinde senetlerdir. Sahibine yalnızca kara veya tasfiye sonucunda kalan tutara katılma ya da çıkarılacak yeni paylardan (rüçhan) alma hakkı sağlar.[2] Bu nedenle intifa senedi sahiplerine, idari haklar ve kanunda belirtilenler dışındaki mali haklar tanınamaz. İntifa senedi sahipleri, sadece bu senetlere sahip olmaları nedeniyle ortaklık sıfatı kazanamaz ve intifa senedinin kendilerine tanıdığı haklar dışındaki pay sahipliği haklarından yararlanamazlar. Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra kurulan anonim şirketler, pay senetlerini halka arz etmeden önce kurucu intifa senetlerini, herhangi bir bedel ödemeden iptal etmek zorundadır. Aksi halde intifa senetleri kendiliğinden geçersiz sayılacaktır.[3]

İntifa senetleri TTK 502. ve 503. maddesinde “menkul kıymetler” başlıklı yedinci bölümde düzenlenmiştir. İntifa sözcüğü içermesine rağmen, sahibine Medeni Kanundaki intifa hakkını vermeyip yalnızca kara veya tasfiye artığına katılma ya da çıkarılacak yeni paylardan alma hakkı sağlar. Hak sahibi ile ortaklık arasındaki ilişki ortaksal değil sözleşmesel nitelikte bir ilişkidir. Yani hak sahibi, ortaklık karşısında üçüncü kişi konumundadır. İntifa senetleri, ana sözleşmede hüküm bulunması ve genel kurulun karar alması şartıyla ve ancak belirli kişiler yararına çıkarılabilir.[4] Bu kişiler:

-Kurucular,

-Bedeli kanuna uygun olarak yok edilen payların sahipleri, örneğin sermaye azaltılması sonucu payları yok edilen pay sahipleri,

-Alacaklılar veya bunlara benzer bir sebeple şirketle ilgili olanlar, örneğin şirkette çalışan işçiler, lehine intifa senedi çıkarılabilmektedir.[5]

TTK 502’de bu kişilere tanınan intifa haklarına, m. 348’in uygulanacağı belirtilmiştir. Bu atıfla madde 502 kapsamındaki intifa senetleri de, kurucular için öngörülen kar payına yönelik sınırlandırmaya tabi tutulmuştur. ETTK 402′ de yer alan ve ilk ana sözleşmede öngörülmek şartı ile kurucular lehine intifa senedi çıkarılabileceğini düzenleyen hüküm, TTK 502’ye alınmamıştır. Oysa gerekçe de hükmün ETTK 402’nin tekrarı olduğu belirtilmiştir. Bu durumun kanun koyucunun bilinçli bir tercihi mi yoksa bir unutmadan mı kaynaklandığı anlaşılamamaktadır. TTK 502/2’de kurucular için çıkarılanlar da dahil olmak üzere intifa senetlerinin emre ve hamiline yazılı olarak çıkarılabileceği ifade edilmiştir. İntifa senetleri sahiplerinin bir kurul oluşturabileceğine ilişkin ETTK 402/3 hükmü, TTK’ya alınmamıştır. Gerekçede bu duruma yönelik de herhangi bir açıklamaya yer verilmemiş olması nedeniyle, bu kişilerin artık bir kurul oluşturup oluşturmayacakları tereddüt yaratacaktır. Türk hukukunda; adi intifa senetleri yanında, kurucu intifa senetleri, katılma intifa senetleri gibi çeşitleri mevcuttur. Adi intifa senetleri madde 502-503’de, kurucu senetleri madde 348’de, katılma intifa senetleri ise Sermaye Piyasası Kanunu’na dayanılarak kurul tarafından çıkarılan Tebliğde düzenlenmiştir.[6]

Anonim şirketlerde kar dağıtılması konusunda karar verme yetkisi genel kurula aittir. Dağıtılabilir kârın mevcut olduğu durumlarda, genel kurulun ortaklara kar dağıtılması yönünde karar alabileceği gibi dağıtılmaması yönünde de karar alabilir. Ancak dağıtılabilecek kar mevcut ise, anonim şirket kârın dağıtılmaması yönünde karar almış olsa bile, intifa senedi sahibi kurucular, esas sözleşmede öngörülen kar paylarını alabilirler. Diğer bir ifade ile kurucu intifa senedi sahiplerinin kar payı alacağı genel kurulun kar payı dağıtımı yönündeki kararından bağımsızdır. İntifa senetlerine ilişkin hukuki işlemler hakkında Ticaret Kanununda açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle intifa senetlerine ilişkin işlemlerin yapılma şekli, tereddüt oluşturmaktadır. Ancak intifa senetleri kıymetli evrak özelliği taşıdıkları için bunlara ilişkin hukuki işlemlerde kıymetli evraka ilişkin hukuki işlemler hakkındaki hükümlere tabi olmalıdır. Örneğin, emre yazılı intifa senetleri, ciro ve zilyetliğinin geçirilmesi; hamiline yazılı intifa senetleri ise sadece zilyetliğinin geçirilmesi yoluyla devredilebilir.[7]

TÜRK TİCARET KANUNU TASARISINDA İNTİFA SENETLERİ

 

İntifa senetlerini “hisse senetleri” üst başlığı altında düzenleyen 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunundan farklı olarak, anılan senetlerin tasarıda “menkul kıymetler” üst başlığı altında ayrı bir menkul kıymet olarak düzenlenmesi sistematik açıdan yerinde bir yaklaşımdır.

6102 sayılı Ticaret Kanunu Tasarısı ile hukukumuza getirilmek istenen kurucular beyanında, kuruculara tanınacak menfaatlerin gerekçeleriyle beyanda yer alması açıkça öngörülerek böylece her anonim şirket kuruluşunda otomatik olarak bu senetlerin ihracı yoluna gidilmesi, dolayısıyla bu senetlerin ihracı imkanının kötüye kullanılmaları bir anlamda engellenmek istemiştir.

‘Kurucu menfaatleri’ kenar başlığını taşıyan tasarının 348. hükmünde mevcut düzenlemeden farklı olarak kuruculara tanınacak kardan yararlanma hakkına ilişkin uygulamada gündeme gelen sorunlara bir çözüm bulunmaya çalışılmış, nitekim bu amaçla kuruculara dağıtılacak kar payının “mevcut sermayeye  göre’’ belirleneceği hükme bağlanmış ve kar dağıtımı konusunda genel kurulda bir karar alınması bile kurucu intifa senedi sahiplerinin esas sözleşmede öngörülen kar payını alacakları açıkça vurgulanmıştır. Yapılan bu yeni düzenleme, kurucu intifa senedi sahiplerinin kardan yararlanma hakkının, bu senetlerin ihraç edildiği dönemde esas sermaye ile sınırlı olup olmadıkları konusunda Doktrinde gündeme gelen tartışmaları ve uygulamada gündeme gelen duraksamayı sona erdirmeyi hedeflemiştir. Bu arada, kurucular için öngörülen kardan yararlanma hakkına ilişkin 6762 sayılı Ticaret Kanunu madde 298’de ki üst sınırı aynen devam ettirme amacı taşıdığı anlaşılan tasarı madde 348/1’de, üst sınıra vurgu yapan “en çok’ ifade eder şeklinde kaleme alınması da yerinde olmamıştır. Gerçekten ikinci cümlenin ifadesinden dağıtılabilir kardan öngörülen kesintiler yapıldıktan sonra “kalanın 10/1’’nin ve başkaca herhangi bir şart aranmaksızın mutlak surette kuruculara da yapılacağı şeklinde bir anlam çıkmaktadır. Dolayısıyla anılan bu eleştiriler kapsamında tasarı madde 348/1 hükmünün ikinci cümlesinin, öngörülme amacını açıkça ifade eder şekilde yeniden kaleme alınması zorunludur. Buna karşılık daha önce Doktrinde de ifade edilen görüşü takiben tasarı madde 348/2 ile getirilen düzenlemeye gelince hiçbir biçimde yönetime katılma hakkı bulunmayan, bu nedenle genel kurul toplantısından alınacak kararları herhangi bir şekilde etkileme olanağından tamamen yoksun olan intifa senedi sahiplerinin kar payı alacağını, genel kurulca bir dağıtım kararı olması ön şartını bağlamayan tasarı düzenlemesi de yerindedir. Böylece Ana sözleşmede öngörülen kar payı hakkının somut bir alacak hakkına dönüşmesi, isabetli bir şekilde borçlu anonim ortaklığın iradesine bağlanmamıştır.

Ancak bu bağlamda uygulamada sıklıkla gündeme gelen ve cevap bekleyen sorun sadece kurucu intifa senedi sahibinin alacak hakkının ne zaman doğduğu ve muaccel olduğu ile sınırlı değildir. Burada ayrıca kar payı alacağı nedeniyle borçlu anonim şirketinde ne zaman temerrüde düşmüş sayılacağı sorusunu da cevaplandırılması zorunludur.

Tasarı madde 502/2 hükmünde kurucular yararına çıkarılanlar dahil olmak üzere tüm intifa senetlerinin ‘emre veya hamiline’ düzenlenebilecekleri açıkça öngörülmüş, böylece Doktrinde gündeme gelen emre ihraç konusundaki şüphe giderilmek istenmiş ve kurucular dışındaki kişiler yararına tanınan intifa hakları da, yapılan açık yollama ile tasarı madde 348 hükmünde kurucular için öngörülen kar payına yönelik sınırlamaya tabi tutulmuştur.

Bu arada Ticaret Kanunu madde 402/3’te öngörülen intifa senedi sahipleri kurulu hakkındaki özel düzenlemeye tasarıda yer verilmediği gibi, kuruculara intifa hakkı tanınmasını ilk esas sözleşmede bugün de bir açıklık bulunması şartına bağlayan Ticaret Kanunu madde 402/2 hükmü de tasarıya alınmamıştır. Her iki değişiklik hakkında da tasarı gerekçesinde en ufak bir açıklamaya yer verilmemiş, aksine Ticaret Kanunu madde 402 hükmünü karşılayan tasarının 502. maddesinin gerekçesinde, “Maddede kural olarak 6762 sayılı kanunun 402. maddesi tekrar edilmiş, sadece kurumlar için çıkarılacak intifa senetlerinin emre ve hamile yazılabileceği açıkça hükme bağlanmıştır” denilerek, sanki ETK’nın 402 hükmünün tasarıda içerik olarak aynen korunduğu yönünde bir izlenim dahi oluşturulmuştur.

Öncelikle belirtelim ki ETK 402/2 kapsamındaki değişiklik de yeni bir tartışmayı gündeme getirmiştir. Zira kurucular yararına intifa hakları tanınmasının ilk esas sözleşmede bu yönde açık bir hüküm bulunması şartına bağlayan düzenlemenin tasarıya alınmamış olması karşısında, artık tasarının kabulünden sonra kurucu intifa senetlerinin de intifa senetlerine ilişkin genel hükümlere tabi olacağı, dolayısıyla esas sözleşme de bu yönde açık bir hüküm bulunmasa dahi, tasarı madde 502 uyarınca bir esas sözleşme değişikliği yapılarak her zaman ihraç edilebileceği görüşünün ileri sürülmesine neden olacaktır. Buna karşılık yeni düzenlemeye rağmen esas sözleşmenin içeriğine ilişkin tasarı madde 309/1-f bendinden hareketle, kurucular yararına tanınacak kar payı hakkının ilk esas sözleşmede yer almasının zorunlu olduğu da savunulabilir. Ancak dikkate alınması gereken asıl sorun, intifa senedi sahipleri kuruluna yönelik yapılan değişiklik nedeniyle, intifa senetlerine ilişkin önemli bir kanun boşluğu doğacağının tamamen göz ardı edilmiş olmasıdır. Zira tasarının bu haliyle kabul edilmesi olasılığında zaman içerisinde değişen ekonomik koşullara paralel olarak, anonim şirketler tarafından ihraç olunan intifa senetlerine tanınan hakların bir biçimde sınırlandırılması veya sona erdirilmesi istendiği takdirde, artık her bir intifa senedi sahibinin ayrı ayrı onayına başvurulması kaçınılmaz olacaktır. Aynı durum intifa senedi sahipleri ile anonim şirket arasında çıkabilecek her türlü uyuşmazlığın çözümü açısından da geçerlidir.

İntifa senetleri tasarıda ayrıca ticaret şirketlerinin yeniden yapılandırılmasına ilişkin hükümler kapsamında da düzenlemeye konu olmuştur. Bu hükümler uyarınca daha önce intifa senedi ihraç etmiş bir anonim şirket bakımından, birleşme, bölünme ve tür değiştirme sırasında intifa senedi sahiplerinin haklarını korumak, bu anlamda mümkünse devralan veya yeni türdeki şirket bünyesinde de aynı veya eşdeğer haklar tanınarak böylece intifa hakkını devam ettirmek, aksi takdirde intifa senetlerini işlemin yapıldığı tarihteki gerçek değerleriyle satın almak suretiyle intifa senedi sahiplerinin yeniden yapılandırma nedeniyle uğrayabilecekleri zararı daha baştan tazmin etmek zorunluluğu öngörülmüştür.

Eski Ticaret Kanunundan farklı olarak tasarı ile İsviçre hukukunu takiben limited şirketlerin de intifa senedi ihraç edebileceği açıkça öngörülmüş ve bu konuda gerek kurucu menfaatleri, gerek genel olarak intifa senetleri bakımından anonim şirkete ilişkin hükümlere yollama yapılmıştır.

Sonuç ve özet olarak; her ne kadar tasarıda öngörülen intifa senetlerine ilişkin hükümlerle, esasen ülkemizdeki intifa senedi uygulamasında gündeme gelen bazı sorunların çözümü hedeflenmişse de, Kendigelen’e göre tasarı düzenlemesinin bu konuda çok da başarılı olduğu maalesef söylenemeyecektir. Zira intifa senetlerine yönelik hükümler gerek sistematik, gerek ifade biçimi bakımından hata ve eksiklikleri bünyesinde barındırdığı gibi esasen içerik açısından da yeni sorunlara gebedir. Öte yandan limited şirketlere ilişkin hükümler de tamamen İsviçre düzenlemesi benimsenirken, orada intifa senetleri bakımından anonim şirketlere ilişkin hükümlerin yapılan genel yollama da göz ardı edilmiş, bir başka deyişle İsviçre anonim ortaklıklar hukukunda intifa senetlerini düzenleyen OR m. 657 hükmü hiç dikkate alınmamıştır. Nihayet ETK’da yer verilen birçok hükmün sonuçları dikkate alınmaksızın ve yeri başkaca bir şekilde doldurulmaksızın tamamen kaldırılması da kesinlikle isabetli olmamıştır.[8]

 

HAK SAHİPLERİ İLE ANONİM ŞİRKET ARASINDAKİ İLİŞKİ

 

1-İntifa Hakkı Sahipleri ile Şirket Arasındaki İlişkinin Niteliği

İntifa senedi sahiplerinin hakları, anonim şirkette ” ortaksal ilişki ” sağlayan hak niteliğinde değildir. Bu itibarla, ne payın sahibidir ne de paya malik olmadan ” pay sahibi ” konumundadır. Her ne kadar intifa hakkı sahiplerinin yararlanma hakları esas sözleşmede yer alsa ve onun hükümlerine tabi olsa da, bunlarla anonim şirket arasında “ortaksal” bir bağ yoktur. Bu açıdan intifa hakkı sahipleri, anonim şirkete karşı üçüncü bir kişi konumundadır. Bu nedenle anonim şirket intifa senetlerini, bu hak sahiplerinin onayı olmadan, esas sözleşmeyi değiştirerek kaldıramaz veya sınırlayamaz. Nitekim Yargıtay’da, “bedelsiz olarak verilen kurucu senetleri… Sahipleri için kazanılmış bir haktır ve genel olarak bunları rızası olmadan genel kurul kararı ile bu hak ana sözleşmede değişiklik yapılarak kaldırılamaz veya kısıtlanamaz. Bu hakların kaldırılması veya kısıtlanmasına ilişkin genel kurul kararının infaz edilebilmesi için, bu senet sahiplerinin yapacakları özel bir toplantıda verecekleri bir kararla onanması gerekir”[9] demek suretiyle bu ilkeyi belli etmiştir.

Ancak Yüksek Mahkeme kurucu senet sahiplerinin haklarını 6762 sayılı TTK m. 385 bu kapsamında müktesep hak olarak nitelendirmiştir. Bu düşünceye katılmak mümkün değildir, çünkü 6762 sayılı TTK m. 385’te “pay sahiplerinin” müktesep hakları düzenlendiğinden, intifa hakkı sahiplerine değil, pay sahiplerine uygulanır.[10] Ancak Yargıtay 2001 tarihli bir kararında hatalı olan bu görüşünden dönmüştür.[11]

 

2.İntifa Senedinin İçerdiği Hakkın Niteliği

İntifa senedinin içerdiği yararlanma hakkı, anonim şirket ile senedi ilk defa edinen arasında bir sözleşme sonucunda oluşmaktadır. Sözleşmenin niteliği tartışmalıdır. Ancak Tekinalp’in bir adi ortaklık sözleşmesi olduğu düşüncesine katılmak olanaklı değildir. Çünkü adi ortaklık ilişkisinde, ortaklardan bir veya birkaçının sadece kara katılıp zarara katılmaması hukuken mümkün değildir. İntifa senet sahipleri ile anonim ortaklık arasındaki ilişki, esas sözleşme ile tanınması nedeniyle, “esas sözleşmesel bir hak” olarak nitelenebilir. Nitekim Yargıtay’da bir kararında anonim şirketle pay sahipleri arasında sözleşmesel bir ilişki olduğu görüşüne benimsemiştir.[12]

Buradan hareketle, Yüksek Daire aynı kararında, anonim ortaklığın kar payını dağıtmayıp, sermaye ekleme kararı alması halinde, intifa senedi veya kurucu senet sahiplerinin, şirketin, kârını sermaye eklenmesine ilişkin kararının iptalini istemeden, kar payının tahsilini dava edebileceklerini haklı olarak kabul etmiştir. Bu bir eda davası niteliğindedir. Kaldı ki, kurucu senet veya intifa senedi sahiplerinin genel kurul kararının iptalini dava etmelerinde hiçbir hukuki yararı da yoktur. Ayrıca, kurucu senet veya intifa senedi sahiplerinin şirketten kar payının tahsili isteminde bulunabilmesi için, buna ilişkin alacak hakkının muaccel olması; diğer bir ifade ile şirket genel kurulunca kar payı dağıtımına ilişkin bir kararın alınmış olması gerekir.[13]

Aksi halde intifa hakkı sahibinin kar payına ilişkin hakkın muaccel olmaz, dolayısıyla ileri sürülemez.[14]

 

İNTİFA SENETLERİNİN TÜRLERİ

İntifa senetlerinin çeşitli türleri vardır. Bunların bir kısmı TTK’ da, bir kısmı da Sermaye Piyasası Kanununda düzenlenmiştir. İntifa Senedi, Kurucu İntifa Senetleri, Adi İntifa Senetleri, Katılma İntifa Senetleri olmak üzere dört gruba ayırmak mümkündür. Bu senetlerden en önemlileri TTK’da yer alan ve uygulamada çok karşılaşılan kurucu intifa senedidir. Diğer yandan Sermaye Piyasası Kanunu’nda düzenlenmiş bulunan katılma intifa senetleri de sermaye piyasası hukuku çerçevesinde işlem gören bir sermaye piyasası aracıdır.[15]

 

1.İntifa Hisse Senedi

İntifa hisse senetleri bilimsel öğretide “itibari değeri olmayan pay senedi” veya “intifa hisse senedi” olarak anılmaktadır. Bu senetler, geleneksel anlamdaki intifa senedinin aksine, pay sahibine paysahipliği özellikle en azından kafa sayısına göre oy hakkı verirler. İtibari değeri olmayan bu senetler sermayenin azaltılması ve pay sahiplerine geri ödeme veya mali durumunun iyileştirilmesi yoluyla hisse senetlerinin amortizasyonu ile gerçekleştirilebilir. Forstmoser/Meier-Hayoz/Nobel’in belirttiklerine göre İsviçre Hukukunda da ender olarak uygulanan bu sistemin işleyişi şöyledir: yedek akçeleri fazla olan bir anonim şirket önce yedek akçeleri esas sermaye dönüştürülmesi vasıtasıyla sermaye artırımı yapar. Çıkarılan yeni hisse senetleri oransallık ilkesine göre pay sahiplerine hiçbir bedel alınmaksızın dağıtılır. Daha sonra esas sermaye, artırımdan önceki sermaye miktarına kadar usulüne uygun olarak azaltılır ve azaltan kısım pay sahiplerine iade edilir. Böylelikle sermayenin amortizasyonu sağlanmış olur. Yazarların belirttiklerine göre, hala azda olsa İsviçre Hukukunda bu tür itibari değeri olmayan senetlere rastlamak mümkündür. Ancak Tekinalp’e göre, bu şekilde sermayenin amortizasyonu sonucunda, pay sahiplerine tarihi ve klasik metodun aksine intifa hisse senedi değil, öz varlıktan kaynaklanan pay senetleri verilmiş olur. Kanımızca bu düşünce hatalıdır. İlk önce uzun yıllar ülkemizde yüksek enflasyon nedeniyle uygulanan değer yeniden değerleme fonun sermaye ilave edilmesi ile mevcut pay sahiplerine oransallık ilkesi uyarınca dağıtılan bedelsiz pay ile yanlış anlaşılmalara sebep olur. İkinci olarak, eğer sermayenin amortizasyonu sonucunda pay sahiplerine ” İtibari değeri olmayan pay senetleri ” veya intifa hisse senedi yerine, öz varlıktan kaynaklanan klasik anlamda bedelsiz pay senetleri verilirse, sermayenin amortizasyonu gerçekleşmemiş olur. Çünkü özvarlıktan kaynaklanan bedelsiz payların diğer paylardan tek farklı, ortakların bu paylar karşılığında şirkete hiçbir bedel ödememesidir. Buna karşın bedelsiz paylar, diğer payların sağladığı tüm hakları içerirler. İntifa hisse senetleri ise, itibari değerden yoksun olduklarından, esas sermaye içinde yer almazlar. Ayrıca, söz konusu bu paylar, sahiplerine, oransallık ilkesinin aksine tüm yönetim haklarını değil, sadece kafa sayısına göre oy hakkı verirler.

İntifa hisse senetleri, aşağıda anılan kurucu intifa senetlerinden farklıdır, çünkü kurucu intifa senetleri anonim şirketin kuruluşunda çıkarılırken, itibari değerden yoksun senetler iste, kuruluştan sonra sermaye azaltılması sonucunda ortaya çıkmaktadır.[16]

 

2.Kurucu İntifa Senedi

Kurucu intifa senetlerini düzenleyen 348. madde şu şekildedir:

(1) Şirketi kurdukları sırada harcadıkları emeğe karşılık olarak kuruculara, para ve bedelsiz pay senedi vermek gibi şirket sermayesinin azalması sonucunu doğurabilecek bir menfaat tanınamaz. Bu hükme aykırı esas sözleşme hükümleri geçersizdir. Ancak, dağıtılabilir kârdan 519 uncu maddenin birinci fıkrasında yazılı yedek akçe ile pay sahipleri için yüzde beş kâr payı ayrıldıktan sonra kalanın en çok onda biri intifa senetleri bağlamında kuruculara ödenir.

(2) Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra kurulan anonim şirketler, pay senetlerini halka arz etmeden önce kurucu intifa senetlerini, herhangi bir bedel ödemeden iptal ederler; aksi hâlde intifa senetleri kendiliğinden geçersiz sayılır.

(3) Dağıtılabilecek kâr mevcut ise şirket kârın dağıtılmamasını kararlaştırmış olsa bile kurucu intifa sahipleri esas sözleşmede öngörülen kâr paylarını alırlar

Öncelikle Yeni Ticaret Kanunu 348/2 pay senetlerini halka arz etmeyi hiç düşünmeyen anonim ortaklıklar ile ilgili herhangi bir kısıtlama içermemektedir. Bu nedenledir ki 01.07.2012 tarihinden sonra kurulacak olan tüm anonim ortaklıklar örneğin anonim ortaklığı son derece önemli bir patenti sermaye olarak koyan kurucular lehine pekala kardan yararlanma hakkı veren kurucu intifa senedi çıkarılabileceği gibi, herhangi bir zaman sınırlamasına tabi olarak ihraç edilmedikleri takdirde, şirket varlığını sürdürdüğü müddetçe geçerliliklerini koruyacak olan bu senetleri iptal etmek istedikleri takdirde, hiç kuşkusuz, kurucu intifa senedi sahipleri ile anonim ortaklık tüzel kişisi arasında bir sözleşme ilişkisi mevcut olduğu için, iptal sırasında münferit kurucu intifa senedi sahibinin onayını almak ve giderek kendisine uygun bir denkleştirme akçesini de ödeme zorunluluğu olacaktır. Başka bir söyleyişle, pay senetlerini halka arz etmeyi düşünsün ya da kuruluş evresinde hiç düşünmesin, tüm anonim ortaklıklar kurucu intifa senedi ihraç edebilecek, ne var ki bunlar arasından sadece paylarını halka arz etmek isteyenler kurucu intifa senetlerini bedelsiz olarak iptal etmek  veya etmedikleri taktirde bunların geçersiz sayılmaları yaptırımı ile karşılaşmak durumunda kalacaklardır.

TTK  348/2 “bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra kurulan anonim şirketler” şeklindeki lafsından TTK’nın yürürlüğe girmesinden önce kurulan anonim ortaklıkların 1.07.2012 tarihinden sonra hisse senetlerini halka arz etmeleri durumunda dahi kurucu intifa senetleri çıkarma yasağına tabi tutulmayacakları, farklı bir anlatımla TTK açıkça ve sadece kendisinin yürürlüğe girmesinden sonra kurulup da hisse senetleri halka arz eden anonim ortaklıkları göz önüne aldığı için daha önce kurulmuş ve halen faaliyette bulunan şirketlerin anılan kısıtlamadan etkilenmeyecekleri sonucu ortaya çıkmaktadır.

Bunun yanı sıra TTK  348/2’de yine açıkça yasanın yürürlüğe girmesinden sonra kurulan anonim ortaklıkların “pay senetlerini halka arz etmeden önce “ kurucu intifa senetlerinin bedelsiz olarak iptal etmek zorunluluğunda bulunduklarından söz edildiği göz önüne alınacak olursa, anılan yasağın hisse senetleri halka arz edilmiş sayılan anonim ortaklıklara da uygulanamayacağı ortaya çıkacaktır.

Her şeyden önce şu hususu vurgulamak gerekir ki, 1.07.2012 tarihinden sonra kurulan anonim ortaklıklar kurucu intifa senedi çıkarılırken müstakbel kurucu intifa senedi sahipleri ile yine bir sözleşme yapacak ve yapmış sayılacaklardır. Bu sözleşmeyle kurucu intifa senetleri ile ilgili şirketin “hisse senetlerinin halka arz edilmesi bozucu şartı’’na bağlı olarak çıkarılmış sayılacak, başka bir söyleyişle , anonim ortaklık ile kurucu intifa senedi sahipleri anonim ortaklığın hisse senetlerini halka arz etmesi varsayımında, söz konusu senetlerin bedelsiz olarak iptal edilebilecekleri ya da açıkça bir iptal kararı alınmasında ki bunların kendiliklerinden geçersiz sayılacakları konusunda anlaşmış sayılacaklardır. Bu anlaşmada ve kurucu intifa senetlerinin anonim ortaklığın hisse senetlerini halka arz etmesi bozucu şartına bağlı olarak ihraç edilmesinde yasalara aykırı hiçbir yön bulunmamakla beraber, değinilen bu sonucun kurucu intifa senetleri uygulamasını çok sınırlandıracağı, hatta daha açık bir ifadeyle, tümüyle ortadan kaldıracağı konusunda kuşku vardır..

TTK 348/2  nedeniyle üzerinde durulabilecek olan bir diğer sorun da müstakbel kurucu intifa senedi sahibi ile anonim ortaklık tüzel kişisi arasında yapılacak bir sözleşme ile hükümde öngörülen iki kısıtlamadan birinin veya belki de ikisinin aksinin kararlaştırılmasının mümkün olup olmadığıdır. Gerçekten acaba bir anonim ortaklık lehine kurucu intifa senedi çıkaracağı bir taşınmazın veya patentin sahibine karşı hisse senetlerini hiç halka arz etmeyeceğini veya TTK  348/2’deki herhangi bir bedel ödenmeyecek kuralına karşın kurucu intifa senetlerini bir bedel ile iptal edeceğini taahhüt edebilir, giderek söz konusu bedelin tutarını veya bunun nasıl hesaplanıp tediye olunacağını bir sözleşme çerçevesinde düzenleyebilir mi? Teoman’a bu durumun kesinlikle doğru ve hakkaniyete uygun olmadığını vurgulayarak, yasanın açık lafsı karşısında bu soruların olumlu yanıtlanmayacağını söylemiştir.

Son olarak şu hususu da belirtmek gerekirse, tıpkı TTK  402-403 ve 298 arasındaki uyumsuzlukta olduğu gibi, TTK’da madde 348 ve 502-503 arasındaki ilişki herhangi bir çelişkiye yol açmayacak biçimde düzenlenmediği ve yasanın yürürlüğe girmesinden sonra da TTK 502/1 ve özellikle 502/2 uyarınca, “bunlara benzer bir sebeple şirketle ilgili olanlar“ deyiminin kapsamına hali hazırda pay sahibi sıfatını taşıyan kurucular da girdiği için, kurucular lehine kuruluş sırasında veya daha sonra olan intifa senetleri çıkarılabilecek ve bu sayede kurucular TTK 348/2 de ki yasağa tabi tutulmaktan kurtulabileceklerdir.[17]

Bu senetler, intifa senetlerinin bir türüdür, bu nedenle de Türk uygulama ve Doktrinde bu senetleri “kurucu senet” de denilmektedir. TTK m. 348 hükmüne göre kuruculara, şirket kurdukları sırada harcadıkları emeğe karşılık olarak para ve bedelsiz pay senedi vermek gibi, şirket sermayesinin azalması sonucunu doğuracak bir menfaatin tanınmasına ilişkin esas sözleşme hükümleri geçersizdir. Ancak kurucu intifa senedi verilebilir.

Kurucu intifa senet sahipleri ile şirket arasındaki ilişki, esas sözleşmeye dayandığından, bir sözleşme ilişkisidir. Dolayısıyla bu haklar genel kurul kararıyla tek yanlı olarak kaldırılamaz, bunun için tüm kurucu senet sahiplerinin oybirliği ile karar vermesi gerekir.

Kurucular için çıkarılanlar da dahil olmak üzere, intifa senetleri emre ve hamiline düzenlenebilir. Devirleri, emre yazılı olanlar da ciro ve senenin teslimi; hamiline yazılı olanlar da ise, sadece senedin zilyetliğinin geçirilmesi ile gerçekleşir.[18]

 

a.Kurucu İntifa Senedi Sahiplerinin Haklarının Kapsamı

Kurucu intifa senedi ile ilgililere sağlanabilecek menfaatin miktar ve kapsamı TTK 348/2 hükmünde belirlenmiştir. Buna göre, “ancak, dağıtılabilir kardan 519. maddenin birinci fıkrasında yazılı yedek akçe ile pay sahipleri için %5 kar payı ayrıldıktan sonra kalanın onda biri mevcut sermayeye göre kurucuları ödenir”. Kurucu intifa senetlerinin hangi tarihteki sermayeye göre kardan yararlanabileceklerine ilişkin 6762 sayılı TTK’da bir hüküm mevcut olmadığından, konu öğretide ve uygulamada tartışmalı idi. Ancak Yüksek Mahkemenin son kararlarında konu açıklığa kavuşturulmuştur. Yargıtaya göre;

Kurucu senet sahiplerinin hakları “müktesep hak” niteliğindedir ve korunması gereklidir. Kurucu senet hakkı sahiplerinin “kar paylarının ilk sermaye ile sınırlı olduğunu, bununla beraber sermaye artırımlarında yeni sermaye üzerinden kar payı vermeye devam etmesi halinde, şirketin sonradan bu hakları geri alamayacağı, ancak ileriye doğru sermaye artırımları için sınırlamaya gidebileceğini, yani ek kuruluş niteliğinde olan en son defa artırdığı sermaye bakımından kurucu paylara sınırlandırma getirmesinin mümkün olabileceğini, yoksa, önceki kurucu payların yararına olan uygulamasından tek yanlı olarak dönerek, kurucu senet sahiplerinin haklarını azaltacak bir tasarrufta bulunması iyi niyet kuralları ile bağdaşmaz.[19]

Kar payının hangi sermayeye göre alınır. TTK m. 348/1 hükmü ile öğretide tartışmalara son verilerek, kurucu intifa hakkı senet sahiplerinin, esas sözleşmede ilk defa öngörüldüğü tarihteki sermaye dikkate alınmaksızın kardan yararlanabilecekleri öngörülmüştür.[20]

 

b.Kurucu İntifa Senedi Sahiplerinin Kar Payı Hakkı Ne Zaman Muaccel Olur

6762 sayılı TTK ‘da ki durum. Kurucu intifa senedi sahiplerinin kar payı haklarının ne zaman muaccel olacağı sorunu tartışmalı olduğu kadar, çoğunluk paysahiplerince kötüye kullanılma bakımından da uygun idi. Çünkü kar payının muaccel olması, genel kurulun bilanço ve kar zarar hesabını onaylaması ve ayrıca kârın dağıtımına karar vermesi ve eğer bu kararda bir vade öngörülmüşse, vadenin de dolmuş olması gerekirdi. Bu durumda, bir anonim şirket her dönemde kar etse ve bunu dağıtmayarak, olağanüstü yedekleri ayırıp sonra da esas sermayeye ekleyip, ortaklara “bedelsiz pay” olarak vermesi halinde, kurucu senet sahipleri, kurucu intifa senedi karşılığında bedelsiz pay alamayacağından, şirket, kârın dağıtımına da karar vermediğinden kar payı da alamayacaktır. Bu durumda, kurucu intifa senet sahiplerinin haklarının ihlal etmediği sonucuna varılırsa, kurucu senet sahiplerinin bu senetlere ilişkin kar payı alacağının muaccel olması hiçbir zaman gerçekleşmeyecek ve dolayısıyla şirketin kurucu senetlere kar payı verme borcunun varlığı da tartışılacak ve hatta şirketin böyle borcun olmadığı sonucuna da varılabilecektir. Ancak Yüksek Mahkeme 1991 tarihli bir kararında da “Ortaklık kârının tamamı yedek akçeye ayırmak ve ondan sonra esas sermayeye dönüştürme yoluyla kurucu senet sahiplerinin hakları ihlal edilemez” demek suretiyle bu haksızlığa izin vermemiştir.

Yeni TTK’da ki durum. Bu sakıncaları göz önüne alan yasa koyucu TTK m. 348/3 hükmünde, kar dağıtılmasa bile, kurucu intifa senedi sahipleri, esas sözleşmede öngörülen kar payını alırlar, demek suretiyle konuyu açıklığa kavuşturmuştur.[21]

Son olarak şunu da eklemek gerekirse anonim ortaklıklar hukukumuza göre kuruculara ana sözleşmeyle süreli veya süresiz, mirasçılara intikal edilebilecek veya edemeyecek şekilde belli bir oranda kar payı hakkı tanınabilir. Bu kar payı hakkının kuruculara Türk Ticaret Kanununu’nun 298. Maddesi hükmüne göre: ‘’Kurucu intifa hakkı olarak tanınması da mümkündür. TTK anlamında intifa hakkı niteliğinde olsun veya olmasın ana sözleşme ile tanınan kar payı hakkı sözleşmeye dayalı ve sözleşme özgürlüğü çerçevesinde öngörülebilen bir haktır. TTK’nın 298. Maddesi kapsamında tanındığı taktide kar payının kural olarak süresiz, sürekli ve şirkete kar sağlanmış olması şartına bağlı bir alacak hakkı olarak mirasçılara da intikal edeceğinin kabulü gerekir. Buna karşılık, kar payı ‘’ kurucu intifa hakkı’’ niteliğinde olmaksızın sırf kişiye bağlı olarak tanınmışsa alacaklısının hayatı ile sınırlı sayılmalı ve onun ölümü ile sona ereceği kabul edilmelidir.[22]

 

c. Kurucu İntifa Hakkı Sahiplerinin Şirketin Taşınmaz veya İştirak Hisselerinin Satışından Elde Edilen Kazançtan Hak Talep Edebilir mi?

Kar payı, TTK m. 508/2 hükmüne göre, yıllık kar yıllık bilançoya göre belirlenir. Ayrıca, m. 509/2′ de kar payının ancak net dönem kârından veya serbest yedek akçelerden dağıtılabileceği öngörülmektedir. Burada, “net dönem karı” ibaresi ile her şeyden önce bilanço zararı düşüldükten sonra kalan kar kastedilmektedir. Anonim şirkette, bilançoda geçmiş yıl zararları varken, yıllık kar dağıtılamaz. Bu yasak, sermayenin korunması ilkesi gereğidir ve anonim şirketlere ilişkin evrensel bir kuraldır.

Bu esas ve hükümlere uyularak çıkarılan kar, ‘’haklı’’ kardır. TTK’ya göre kar payı, ancak net dönem karından ve bu gaye için ayrılan veya herhangi bir belirli amaç hükmü taşımayan serbest yedek akçelerden dağıtılabilir. Bu açıklamalardan hareketle, taşınmazlardan veya iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazançlar da, Ticaret Kanunu açısından net dönem karı satılmaktadır. Ancak bu kalemlerden elde edilen elde edilen karın da dağıtılıp dağıtılmamasına karar verme yetkisi genel kurula aittir. Fakat uygulamada sık rastlanıldığı üzere, iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancı, genel kurul önce kar payı olarak dağıtılmamasına karar vermekte ve daha sonraki başka bir olağan veya olağanüstü genel kurul kararı ile esas sermayeye ilave edilerek, bunun karşılığını ortaklara bedelsiz pay olarak vermektedir. Bu durumda, kurucu intifa hakkı sahiplerinin iştirak hisseleri üzerindeki kar payı hakkı o dönem için tamamen ortadan kaldırılmak suretiyle ihlal edilmektedir. Halbuki paysahiplerine ‘’iştirak hisselerinin satışından elde edilen kazancın sermayeye ilave edilmesiyle bedelsiz hisse verilmesine karşın, kurucu senet sahiplerine de esas sözleşmede öngörülen oranda iştirak hisseleri satışından elde edilen miktar üzerinden kar payı verilmesi gerekirdi. Nitekim Yargıtay 1997 tarihli bir kararında aynen şöyle demektedir:

….Genel Kurul kararına pay sahibi sıfatıyla katılma hakkı bulunmayan ve şirkete karşı sözleşme ilişkisine dayalı kişi konumunda olan kurucu hisse sahiplerinin haklarının GK kararı ile sınırlandırılamaz. Böyle bir sınırlama ancak tüm kurucu hisse sahiplerinin oybirliği ile alacakları kararla mümkün olabilir. Bu kişiler GK kararının iptalini dava etmeden dahi alacaklarını bir alacak davası ile şirketten kar payını isteyebilirler. Buna göre 1994 yılı şirket bilançosunda dağıtılabilir kar toplamından kurucu hisse senedi sahiplerine dağıtılması gereken 2.tertip yedek akçenin tenzilinden sonra kalan miktardan davacıya isabet eden kar payının… davalıdan tahsiline karar verilmiştir.[23]

 

d.Kurucu Senet Kar Paylarına İlişkin Temerrüt Faizinin Ne Zamandan İtibaren İşlemeye Başlayacağı Sorunu

6762 sayılı Yasa dönemine ilişkin öğretideki bir görüşe göre, kurucu senetlere ilişkin kar payı hakkı, anonim şirketin dönem karını içeren finansal tablolarının(bilanço ve kar zarar hesaplarının) genel kurul tarafından tasdik edilmesiyle ödenebilir hale gelir ve 818 sayılı BK m.14 (6098 sayılı TBK m.90) hükmü uyarınca da, borç doğar doğmaz hemen yerine getirilmesi talep edilebilir ve şarta bağlı borçlandırıcı işlemde, şartın gerçekleşmesiyle birlikte, alacaklının alacağı kendiliğinden talep edilebilir hale gelir. Aksi hale, kurucu intifa hakkı sahiplerinin kar paylarını talep edebilmelerine ilişkin menfaatleri, kural olarak karşıt olan egemen pay sahiplerinin onaylarına bağlı hale getirilir ki, bunun da kabulü imkânsızdır.

Borcun muaccel olmasıyla borçlunun temerrüde düşmesi aynı şeyler değildir. Eğer genel kurul dönem karının tamamının dağıtılmasına ve yedek akçede tutulmasına karar vermişse, kurucu intifa hakkı sahipleri söz konusu yıla ait kurucu senetlere düşen kar payı hakkını dava yoluyla talep edebilirler. Bu durumda, borçlu anonim şirket finansal tabloların şirket genel kurulu tarafından onama tarihinden itibaren temerrüde düşmez, temerrüt için hak sahiplerinin şirkete ihtar çekmesi gerekir. Çünkü, her ne kadar genel kurul dönem karının dağıtılmamasına karar vermiş olmasına rağmen, genel kurul ileride yapacağı olağan ya da olağanüstü toplantıda bu karın ortaklara dağıtılmasına karar verebileceği nedeniyle, kurucu senet sahiplerinim kar payı hakları kesin olarak ortadan kalkmıştır.  Dolayısıyla kurucu senet sahiplerinin, ileride toplanacak kurul toplantısını beklemeden, genel kurulun finansal tabloları (bilanço ve kar zarar hesapları) onamasıyla muaccel olan kar payına ilişkin alacak hakları bakımından şirketi temerrüde düşürmek için ihtar çekmesinin gereklidir.

Bu konuda Yüksek Mahkeme içtihatlarında bir açıklık yoktu. Ancak Yargıtay’ın bir kararında, ‘’kurucu intifa senedi sahiplerine ödenecek kar payının sermayeye ekleme tarihi, davalı yönünden temerrüt tarihi olur. Çünkü davalı banka bu kar payını ödememe niyetiyle hukuki işlem yapmış ve kar payını ödemeyeceğini açıklamıştır’’ demek suretiyle, görüşünü belirtmiştir. [24]

Ancak karara konu olan somut olayda davalı şirket, 1977 yılına ait kar payını 26.06.1998 tarihli olağanüstü genel kurul kararıyla, sermayeye ilave edip, ortaklara bedelsiz hisse vererek, davacı kurucu senet sahibine isabet eden kar payının artık ödenmeyeceğini  kesin olarak açıklamış ve hukuki süre kapanmıştır. Bu nedenle artık davacının davalıyı temerrüde düşürmek için bir ihtar çekmesine gerek kalmamaktadır. Çünkü ihtar, belirsiz olan durumun açığa kavuşturulması için yapılması gerekli bir işlemdir.

Şuan Kanunda ki olumlu düzenlemeyle kurucu senet sahiplerinin kar payı haklarını şirketten ne zaman isteyebilecekleri durumu açıklığa kavuşturulmuş oldu. TTK m.348/3 hükmüne göre, kar dağıtılmasa bile, kurucu intifa senedi sahipleri, esas sözleşmede öngörülen kar payını alırlar. Bu yasal ifade karşısında, m.424 uyarınca, genel kurulun finansal tabloları onaylamasından sonra, kurucu intifa senedi sahiplerinin kar payı hakkı muaccel olur dolayısıyla şirkete ihtar çekmelerine gerek yoktur. Ancak faiz isteyebilmeleri için ihtar çekmeleri şarttır.[25]

 

3.Adi İntifa Senetleri

Adi intifa senetleri TTK m. 502/1 hükmünde düzenlenmiştir. Buna göre, genel kurul, esas sözleşme uyarınca veya esas sözleşmeyi değiştirerek, bedeli itfa olunan payların sahipleri, alacaklılar veya bunlara benzer sebeplerle şirketle ilgili olanlar lehine intifa senedi çıkarılmasına karar verebilir. Görüldüğü gibi, adi intifa senetleri kuruluştan sonra ve kurucular dışındaki kimselere de verilebilen ve hak sahibine aynen kurucu intifa senetlerinin sağladığı hakları bahşeden senetlerdir. Esasen anılan madde de bu senetlere kurucu senetlere ilişkin 348. Maddenin uygulanacağı da öngörülmektedir. Adi intifa senelerinin kurucu intifa senetlerinden farkı bu senetlerin kuruluştan sonra çıkarılması ve kurucuların dışındaki kimselere de verilebilmesidir. Hukuki niteliği itibariyle kurucu intifa senetleriyle eş olan adi intifa senetlerine, sahibine sağladığı haklar ve devirleri bakımından m.348 hükmü uygulanır. Adi intifa senetleri ancak, emre veya hamiline düzenlenebilir.[26]

 

4.Katılma İntifa Senetleri

SPK’nın Seri. III, 1 no’lu Tebliğ ile düzenlenmiş ve halen Seri. III, 10. No’lu Tebliğ ile yürürlüktedir. Ser. III, No.1 Tebliğin hükmüne göre, ‘’ortaklıklar, nakit karşılığı satılmak üzere, ortaklık haklarına sahip olmaksızın kardan pay alma, tasfiye bakiyesinden yararlanma, yeni pay alma ve bu tebliğde belirlenen imkanların bir bölümünden veya tamamından yararlanma hakları sağlayan katılma intifa senetleri çıkarabilirler.’’ Esas sözleşmede hüküm bulunması kaydıyla, genel kurul kararıyla süresiz olarak çıkarabilirler. KİS’ler belli bir itibari değerde çıkarılır. Esas sözleşmede hüküm bulunması kaydıyla, primli KİS’de çıkarılabilir.

KİS’e tahsis edilecek kar payı anılan tebliğin 13 vd hükümlerinde düzenlenmiştir. Kar payına ilişkin esas sözleşme hükümleri emredici niteliktedir. Dolayısıyla bunlardan sapılması mümkün değildir.

KİS ihraç eden anonim şirketler SPK’nın denetimine tabidirler. TTK m.437 hükmü uyarınca paysahiplerine verilmesi gereken bilgiler, KİS sahiplerine verilir. Bu bilgilerin kapsamına, finansal tablolar, konsolide finansal tablolar, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporları ve yönetim kurulunun kar dağıtım önerisi girer.

Katılma intifa senetleri ile kurucu senetler arasındaki en önemli farklılık; katılma intifa senetleri bir bedel karşılığında verilirken, kurucu senetler karşılıksız, yani bedelsiz olarak verilmektedir. [27]

SONUÇ

İntifa senedi sahiplerinin hakları, anonim şirkette ” ortaksal ilişki ” sağlayan hak niteliğinde değildir. Bu itibarla, ne payın sahibidir ne de paya malik olmadan ” pay sahibi ” konumundadır. Her ne kadar intifa hakkı sahiplerinin yararlanma hakları esas sözleşmede yer alsa ve onun hükümlerine tabi olsa da, bunlarla anonim şirket arasında “ortaksal” bir bağ yoktur. Bu açıdan intifa hakkı sahipleri, anonim şirkete karşı üçüncü bir kişi konumundadır.
İntifa senet sahipleri ile anonim ortaklık arasındaki ilişki, esas sözleşme ile tanınması nedeniyle, “esas sözleşmesel bir hak” olarak nitelenebilir. Nitekim Yargıtay’da bir kararında anonim şirketle pay sahipleri arasında sözleşmesel bir ilişki olduğu görüşüne benimsemiştir.
İntifa hisse senetleri bilimsel öğretide “itibari değeri olmayan pay senedi” veya “intifa hisse senedi” olarak anılmaktadır. Bu senetler, geleneksel anlamdaki intifa senedinin aksine, pay sahibine paysahipliği özellikle en azından kafa sayısına göre oy hakkı verirler. İtibari değeri olmayan bu senetler sermayenin azaltılması ve pay sahiplerine geri ödeme veya mali durumunun iyileştirilmesi yoluyla hisse senetlerinin amortizasyonu ile gerçekleştirilebilir. Kurucu intifa senetleri de intifa senetlerinin bir türüdür, bu nedenle de Türk uygulama ve Doktrinde bu senetlere “kurucu senet” de denilmektedir. TTK m. 348 hükmüne göre kuruculara, şirket kurdukları sırada harcadıkları emeğe karşılık olarak para ve bedelsiz pay senedi vermek gibi, şirket sermayesinin azalması sonucunu doğuracak bir menfaatin tanınmasına ilişkin esas sözleşme hükümleri geçersizdir. Ancak kurucu intifa senedi verilebilir. Adi intifa senetlerine gelince kuruluştan sonra ve kurucular dışındaki kimselere de verilebilen ve hak sahibine aynen kurucu intifa senetlerinin sağladığı hakları bahşeden senetlerdir. Adi intifa senelerinin kurucu intifa senetlerinden farkı bu senetlerin kuruluştan sonra çıkarılması ve kurucuların dışındaki kimselere de verilebilmesidir. Katılma intifa senetlerinde ise ortaklıklar, nakit karşılığı satılmak üzere, ortaklık haklarına sahip olmaksızın kardan pay alma, tasfiye bakiyesinden yararlanma, yeni pay alma ve bu tebliğde belirlenen imkanların bir bölümünden veya tamamından yararlanma hakları sağlayan katılma intifa senetleri çıkarabilirler.

KAYNAKÇA

BAHTİYAR, Mehmet. Ortaklıklar Hukuku. Beta Yayınları. 2017.

BİLGİLİ, Fatih. DEMİRKAPI Ertan. Şirketler Hukuku. Dora Yayıncılık. 2012.

KARAHAN, Sami. Anonim Şirketler Hukuku. Mimoza Yayıncılık. 2015.
KENDİGELEN, Abuzer, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi. Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü (Türkiye İş Bankası Vakfı). 2009.

MOROĞLU, Erdoğan. Hukuki Mütalaalar. Vedat Kitapçılık. 2007.

TEOMAN, Ömer. Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi. Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü (Türkiye İş Bankası Vakfı). 2011.

PULAŞLI, Hasan. Şirketler Hukuku Şerhi. Adalet Yayınevi. Ankara. 2011.

6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu

 

[1] Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi, İntifa Senetleri, Adalet Yayınevi, Ankara, 2011, c.2 s.1576

 

[2] Fatih Bilgili; Ertan Demirkapı, Şirketler Hukuku, İntifa Senetleri, Dora Yayıncılık, ’y.y’, 2012, s.280

[3] Sami Karahan, Anonim Şirketler Hukuku, İntifa Senetleri, Mimoza Yayıncılık, ‘y.y.’, 2015, s.348

[4] Mehmet Bahtiyar, Ortaklıklar Hukuku, İntifa Senetleri, Beta Yayınları, ‘y.y’, 2017, s.335

[5] Karahan, a.g.e., s.348

[6] Bahtiyar, a.g.e., s.335

 

[7] Karahan, a.g.e., s.348

[8] Abuzer Kendigelen, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, Türk Ticaret Kanunu Tasarısında İntifa Senetleri, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü (Türkiye İş Bankası Vakfı), Ankara, 2009, c.XXV, s.57

 

[9] Yargıtay HD. T. 27.12.1976 E., 4894/K, 5657; 11 HD. T. 27.12.1976 E., 4169/K, 5656

 

[10] Pulaşlı, a.g.e., s.1578

 

[11] Yargıtay HD. T. 10.07.2001 E.4355/K.6384

[12] Yargıtay 11.HD. T. 10.07.2001 E.4355/K.6384

[13] Yargıtay 11.HD. T. 06.03.2003 E.10355/K.1969

[14] Pulaşlı, a.g.e., s.1578

 

[15] Pulaşlı, a.g.e., s.1579

[16] Pulaşlı, a.g.e., s.1580

[17] Ömer Teoman, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, Yeni Ticaret Kanunu’nun Pay Senetlerini Halka Arz Eden Bir Anonim Ortaklığın Kurucu İntifa Senetlerinin İptal Edilmesini Öngören Düzenlemesi, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü (Türkiye İş Bankası Vakfı), Ankara, 2011, c.XXVII, s.5

 

[18] Pulaşlı, a.g.e., s.1580

[19] Yargıtay 11.HD. T. 01.04.1993, E.7645/K.2018, 11.HD. 29.12.1994, E.5025/K.9969

[20] Pulaşlı, a.g.e., s.1581

 

[21] Pulaşlı, a.g.e., s.1581

 

[22] Erdoğan Moroğlu, Hukuki Mütalaalar, Kurucu Kar Payı, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2007, s.244

 

[23] Pulaşlı, a.g.e., s.1582

 

[24] Yargıtay 11. HD. T. 17.11.1997, E,6139/K,8198

 

[25] Pulaşlı, a.g.e., s.1582

 

[26] Pulaşlı, a.g.e., s.1582

 

[27] Pulaşlı, a.g.e., s.1583

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.