HEKİMİN HASTAYI AYDINLATMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ (AYDINLATILMIŞ ONAM)

İÇİNDEKİLER

KISALTMALAR.. 1

GİRİŞ. 2

1.AYDINLATMA. 3

  1. AYDINLATMA ÇEŞİTLERİ 7
  2. Otonomi (Karar) Aydınlatması 7
  3. Teşhis Aydınlatması: 8
  4. Süreç Aydınlatması: 8
  5. Alternatifler Konusunda Aydınlatma: 9
  6. Müdahale Yapılamamasının Sonuçları Konusunda Aydınlatma: 9
  7. Risk Aydınlatması 10
  8. Tedavi Aydınlatması 12
  9. Teşhise Yönelik Aydınlatma: Teşhise. 13
  10. İlaç ve Tıbbi Malzeme: 13

3.AYDINLATILACAK KİŞİ 14

4.AYDINLATMA YÜKÜMLÜSÜ.. 15

5.AYDINLATMA ZAMANI 15

6.AYDINLATMANIN KAPSAMI 16

7.AYDINLATMANIN ŞEKLİ 18

8.AYDINLATMANIN MÜMKÜN OLMAMASI VE AMELİYAT SIRASINDA AYDINLATMA. 19

9.AYDINLATMA ZORUNLULUĞUNUN BULUNMADIĞI DURUMLAR. 20

  1. Aydınlatmadan Vazgeçme. 20
  2. Hastanın Bilgisinin Bulunması 20
  3. Aydınlatmanın Olumsuz Etkide Bulunması 21
  4. Acil Haller 21
  5. Aydınlatmanın Hasta Bakımından Anlamını Yitirmiş Olması 21

10.AYDINLATMANIN GERİ ALINMASI VE DÜZELTİLMESİ 22

11.HUKUKA AYKIRI AYDINLATMANIN SONUÇLARI 22

12.HATALI AYDINLATMA VE İSPAT SORUNLARI 23

SONUÇ.. 24

KAYNAKÇA.. 25

 

KISALTMALAR

a.g.e.: Adı Geçen Eser

bkz: Bakınız

c.: Cümle

  1. : Cilt
  2. : Dipnot
  3. : Esas

HD.: Hukuk Dairesi

HHK: Hasta Hakları Kanunu

HHY: Hasta Hakları Yönetmeliği

K.: Karar Numarası

m.: Madde

N.: Numara

RG.: Resmi Gazete

s.: Sayfa

S.: Sayı

T: Tarih

TCK: Türk Ceza Kanunu

TMK: Türk Medeni Kanunu

Vd.: ve devamı

 

     GİRİŞ

Sağlık hukuku, son zamanlarda hem hekimlerin hem hukukçuların hem de kamuoyunun tartıştığı önemli bir alandır. Özellikle hekimin hastanın rızasını alırken imzalattığı aydınlatılmış onam formu, hekimin tıbbi müdahalesinin hukuka uygunluğu bakımından son derece mühimdir. Hekim hastasına tıbbi müdahale de bulunmadan önce yapılacak olan teşhis ve tedavi yöntemleri hakkında onu bilgilendirmeli ve hastanın anladığından emin olmalıdır. Aydınlatma yapılmadan gerçekleştirilen tıbbi müdahaleler hukuka aykırı olarak yapılmış sayılacak ve maddi ve manevi tazminat söz konusu olabilecektir. Bu durum aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç teşkil edecektir.

Çalışmamız da aydınlatmanın şartları, aydınlatılacak kişi, aydınlatma yükümlüsü, hastanın ne zaman ve ne kadar süre önce tıbbi müdahale konusunda aydınlatılması gerektiğine değinilecek ve son olarak da aydınlatmanın hukuki niteliği incelenecektir.

 

1.AYDINLATMA

Tıbbi müdahale hastanın rızasıyla yapılabilmektedir. Hastanın rızası hukuka uygunluk nedenini oluşturur. Hastanın rızasının geçerli olabilmesi hastanın neye rıza gösterdiğini bilmesi ile olur. Yani bu konuda hastanın yanıltılmaması gerekir. Buda ancak onun aydınlatılması ile mümkün olacaktır.

Aydınlatılmış onam ya da bilgilendirilmiş rıza; riskleri, yararları, alternatifleri ve onları kapsayan tedavi uygulamasının hekim tarafından yeterli düzeyde ve uygun şekilde açıklanmasından ve hasta tarafından hiçbir tereddüde yer kalmayacak şekilde anlaşılmasından sonra tıbbi tedavinin uygulanmasının hasta tarafından “gönüllülükle kabulü” olarak tanımlanmaktadır.[1]

Aydınlatma kavramının yanında bilgilendirme kavramı da hukukumuza yerleşmiş durumdadır. Hasta Hakları Yönetmeliği bilgilendirme kavramını kullanmaktadır. Yönetmeliğin 4/1-ğ maddesi: ‘Yapılması planlanan her türlü tıbbi müdahale öncesinde müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık mensubu tarafından kişiye gerekli bilginin verilmesine bilgilendirme denilmektedir.’

Öğretide aydınlatma ile bir bilgilendirme kavramlarının birbirinden farklı olduğu tartışılmıştır. Aydınlatma, hastanın kendisine açıklanan hususları anlamış olmasıdır. Bilgilendirme de ise hastanın bu bilgileri anlamış olması gerekmez. Ancak Hakan Hakeri’nin görüşüne göre bu iki kavram aynı anlamda anlaşılmalıdır.

Aydınlatma yükümlülüğü, Türk Medeni Kanunu’nda ‘sözleşmenin diğer tarafını, hukuki ilişki açısından önemli kabul edilen maddi ve hukuki hususlara işaret etmek’ olarak tanımlanmaktadır.[2]

Aydınlatma Tıbbi Müdahalelerde Bilgilendirilmiş Rıza Alınması Yönetmeliği taslağında ise şöyle tanımlanmaktadır:

“Bireyin; sağlık durumu, kendisine uygulanacak vücut bütünlüğüne müdahale gerektiren tanı ve tedavi yöntemleri ile onların faydaları ve muhtemel birlikleri diğer tıbbi müdahale ve tedavi yöntemleri, tedavin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri, neticeleri ve öngörülemeyen acil durumlarda önerilen tedavinin dışına çıkma konularında ayrıntılı ve yazılı olarak bilgilendirilmesidir.’’ [3]

Ayrıca hastanın teşhisi, tedavisi ve önlemeye yönelik müdahalelerde rıza göstermesi hastanın anayasal bir hakkını oluşturur. Çünkü kimsenin onuruna özgürlüğüne yaşam ve vücut bütünlüğüne dokunulamaz.

Hasta Hakları Yönetmeliğinin 15. maddesinde aydınlatma yükümlülüğüne açıkça yer verilmiştir:

Hastaya;

  1. a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği,
  2. b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi,
  3. c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri,

ç) Muhtemel komplikasyonları,

  1. d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri,
  2. e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri,
  3. f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri,
  4. g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği, hususlarında bilgi verilir.[4]

Nitekim Türk Ceza Kanunu m. 90/2-g: ‘Deneyin mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak açıklanan rızanın yazılı olması…’ hükmü ile aydınlatma ve hastanın rızasının alınmasına yer verilmiştir.

Türk Tabipleri Birliği Meslek Etiği Kuralları madde 26’da da aydınlatma yükümlülüğüne işaret edilmektedir:

“Hekim hastasının, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedavi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır.”[5]

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 1977 yılında verdiği 6297/2541 Esas sayılı kararında ise aydınlatma yükümlülüğü şu şekilde açıklanmıştır:

“Rızanın hukuken geçerli olabilmesi için kişinin sağlık durumunu yapılacak müdahaleyi ve etkileri ile sonuçlarını bilmesi, bu konuda yeteri kadar aydınlatılması… gerekir. Bu itibarladır ki, aydınlatılmış… Rıza hukuken değeri olan bir rızadır.”[6]

Uygulamada mahkemeler, ayrıntılı aydınlatmaya önem vermektedirler. Hekim, hastanın sağlığını daha fazla tehdit etmemek, söyleyeceği uyarılarla zarar vermemek yönündeki endişeleri burada arka plana atması gerekmekte ve hastayı yeterince aydınlatması gerekmektedir. Hekim açısından en önemli husus, hastanın iyileşmesi iken, mahkemeler için öncelikle göz önünde bulundurulması gereken, hastanın kendi geleceğini belirleme hakkına saygı gösterilmesi ve bu nedenle hastanın karar verme özgürlüğünü kullanmasına olanak tanınmasıdır.[7]

Bir aydınlatma ve onam formu genel olarak,

  1. Hastanın adı soyadı, T.C No.
  2. Onamın alındığı gün ve saati.
  3. Kişinin hastalığı.
  4. Yapılacak müdahale ile; tıbbi tedavi, cerrahi müdahale.
  5. Tıbbi tedavi ve cerrahi müdahalenin riskleri.
  6. Müdahale edilmemenin riskleri.
  7. Yapılacak müdahalenin kişinin sağlığına katkıları.
  8. Müdahale yapılmadığı taktirde kişinin sağlığını olası risklerini.
  9. Yapılacak cerrahi müdahalede bazı olumsuz ve öngörülmeyen durumlar olduğunda kişinin sağlığı için gereken girişimin yapılabileceğini.
  10. Hasta veya kanuni temsilcisi, veli vasisi bu konuda soru sormak istedikleri olup olmadığını.
  11. Sorulanlara cevap verildiğine dair kayıt ve şartlar.
  12. Hasta ya da yasal temsilcisi ile bir tanık imzasını içermelidir.[8]

Aydınlatma yükümlülüğünün iki işlevi olduğu kabul edilir ve buna bağlı olarak aydınlatmanın çeşitleri vardır. İlk işlev, teşhis ve tedavinin gereği gibi yerine getirilmesine ilişkin olarak hastanın bilgilendirilmesidir. İkinci işlev ise bir müdahalenin hukuka uygunluğunu sağlamaktır ki, buda otonomi yani karar aydınlatması ile olacaktır.

 

2. AYDINLATMA ÇEŞİTLERİ

a. Otonomi (Karar) Aydınlatması

Buradaki ele alınması gereken sorun, hekimin müdahalesinin hukuka uygun kabul edilebilmesi için ne ölçüde aydınlatılmış rızaya dayanması gerektiği ve endikasyona dayanılarak ve kurallara uygun yapılan bir tıbbi müdahalenin hastanın otonomi hakkını (kendi geleceğini belirleme hakkını) ihlal etmesi durumunda hangi yaptırımların uygulanacağıdır. Uygulamadan bir olay ile durumu aktaracak olursak:

“35 yaşında erkek hasta. Birkaç yıldır mide yakınmaları var. Mide ülseri tanısı konuluyor. Ünlü bir doktora gidiyor, muayene sonunda “ameliyat’’ diyor. Ameliyat günü hastanın arkadaşları, eşine nasıl bir ameliyat yapılacağını soruyorlar. Kadın, bilmiyoruz, doktor anlatmadı, biz de sormadık, diyor. Hastaya operasyonun başarılı geçtiği söyleniyor ama hastanın ağrıları şiddetlenerek artıyor. Yapılan hatalar nedeniyle hasta birkaç ay içinde sekiz kere daha ameliyat ediliyor. Eşi doktorlardan bilgi alabilmek için adeta baskı uyguluyor. Ancak doktorlardan hep aynı cevabı alıyor: “anlatırsam anlayacak mısın?’’ Uzun yalvarmaları sonucunda ikinci doktor hastanın nesi olduğunu anlatıyor. Bunun üzerine doktor “öğrendin de ne oldu sanki. ’’diyor. Dört buçuk ayın sonunda hasta hayatını kaybediyor. Bu olayda hastanın kendi geleceğini belirleme hakkına en asgari düzeyde dahi saygı gösterilmemiştir.[9]

Yani hastanın rızasının geçerli olabilmesi için hastanın genel olarak neye rıza gösterdiğini bilmesi gerekiyor. Keza Yargıtay’ın yeni kararlarında hekimin hiçbir hatası olmasa bile sadece aydınlatma yapılmaması durumunda tazminata hükmedilmesine karar vermiştir.

Otonomi aydınlatması, hastanın serbest ve kendi sorumluluğunun bilincinde karar vermesini mümkün kılmayı amaçlar. Ancak hastanın sadece riskler konusunda aydınlatılması yetmez, ayrıca teşhis ve süreç konusunda da aydınlatılması şarttır.

  1. Teşhis Aydınlatması: Teşhis aydınlatması, hastanın tıbbi bulgu konusunda bilgilendirilmesidir. Hekim, hastaya veya yakınlarına teşhise yönelik durumlarla ilgili bilgi vermek zorundadır. Ancak hastanın yararı söz konusu olduğunda teşhis aydınlatması yapılmayabilecektir. Yani çok özel durumlarda hastaya hastalığının bildirilmesi, hastanın yaşamı ve sağlığı bakımından ciddi tehlikelere yol açacaksa, teşhis aydınlatması sadece tedavi amaçlı olarak sınırlandırılabilir veya tamamıyla aydınlatmadan vazgeçilebilir. Ancak hekim hastayı hastalığın ciddiyeti konusunda kesinlikle bilgilendirmelidir.

Hasta eğer açıkça teşhisin sonucunu sorarsa hekim mutlaka ona doğruyu söylemelidir. Ancak ağır hastalıklarda hekime çok dar sınırlar içinde doğru olmayan veya durumu daha önemsiz gösteren bilgiler verme yetkisi tanınabileceği tartışılan bir konudur.

Ayrıca hekim hastasına henüz kesinleşmemiş ispatlanmamış veya onaylanmamış şüpheli teşhislerle rahatsız etmemelidir.

  1. Süreç Aydınlatması: Süreç aydınlatması ise hastanın müdahale öncesi durumu ile başarılı bir müdahale sonrası durumunun açıklanmasına denir. Tedavi genel olarak anlatılır ve tedavinin türü, ağırlığı, kapsamı açıklanır.

Hasta yapılması düşünülen tedaviyi iyi bilmelidir ve müdahaleye onay vermemesi durumunda hastalığının nasıl ilerleyebileceği hakkında bilgi verilmedir.

Hekim tıbbi müdahalenin başarısız olma ihtimali varsa bunu da hastaya bildirmelidir. Başarı şansı başarının ne ölçüde beklendiği veya olumsuz ifade edilecekse yüzde kaç ihtimalle başarısızlık ihtimalinin bulunduğu konularındaki aydınlatma zorunlu olup, süreç aydınlatması için de kabul edilir. Ameliyatın başarısız olma ihtimalinin bulunması halinde ise, hekim hastayı detaylı olarak aydınlatmak zorundadır. Ameliyatın yapılmasını gerektiren nedenler ile buna karşı olan nedenler açıkça ortaya konulmalı ve böylece hastanın ameliyat konusunda ayrıntılı bilgi sahibi olarak, herhangi bir yanılsamaya kapılmadan, bütün sonuçların bilincinde olarak ameliyata onay vermesi gerekir.[10]

  1. Alternatifler Konusunda Aydınlatma: Hastanın rızasının geçerli olabilmesi için kural olarak alternatif tedavi yöntemlerinin de hastaya aktarılmış olması, hastanın bu konuda aydınlatılmış olması gerekir. Hastaya, kendi durumunda sadece belli bir tedavi yönteminin son çare olduğu değil, başka yöntem varsa bu yöntemlerin alternatif teşkil edebileceği söylenmelidir. Mesela mevcut riskler sebebiyle normal doğumun dışında sezaryenin de söz konusu olabileceği açıklanmalıdır. Ancak her iki yöntemde de aynı riski içeriyorsa alternatif aydınlatmaya gerek yoktur.
  2. Müdahale Yapılamamasının Sonuçları Konusunda Aydınlatma: Hasta, tıbbi müdahale ile ilgili ayrıntılı bir aydınlatmadan sonra tıbbi müdahale yapılmasına karar verip vermemekte tamamen serbesttir. Ancak hastanın tıbbi müdahalesine geçilmeden önce müdahale yapılamamasının sonuçları da ayrıntılı bir aydınlatmanın yapılmış olması gerekir. Nitekim Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 20.11.2000 tarihli 8582/10298 Esas sayılı kararında bu hususa işaret etmiştir.

[11]

“Önemli bur kullanmalıdır ki, kesik yaranın tedavisi için kendisine başvuran hastayı tedavi etmeyi üstlenen bir doktorun, nereden ve hangi ortamda oluştuğu bilinmeyen bu kesik yara nedeniyle Tetanoz mikrobu almış olabileceğini, bu halde hasta sağlığının ve giderek yaşamının çok ciddi bir şekilde tehlikeye atılmış olduğunu bilmesi mesleğinin gereğidir. Bu nedenle doktor, bu gibi hallerde derhal Tetanoz aşısının yapılmamasının ağır ve tehlikeli sonuçları hakkında, hastasına uyarmak, onu bilgilendirmekle yükümlüdür. Davacı, köyde çiftçilikle iştigal eden bir kimsedir. Sağlığı ve yaşamı için ağır ve tehlikeli sonuçları bilen veya bilmesi gereken bir hasta olarak kabul edilemez. Bu durumda davalı doktorun anılan yükümlülüğünü yerine getirdiğinin kabulü için aşı yapılmasının değil, yapılmamasının sonuçlarını hastaya, varsa yakınlarını anlatması, bütün çabalarına rağmen aşı yapılmasına karşı konulması halinde de hastanın açıklayıcı beyan ve imzasının alınmış olmasını gerektirir. Davada, davacıdan Tetanoz aşısının yapılmaması durumunda olabilecek sonuçların anlatılmasına rağmen davacının Tetanoz aşısının yapılmasına karşı koyduğuna ilişkin davacı bağlayıcı bir imzalı bir belge ibraz edilmemiştir. Dava da dayanılan protokol defteri, davacı dışında davalı hastane yetkilileri tarafından düzenlenmiştir. Oradaki bilgilerin davacıyı da bağlayacağımdan söz edilemez. Hastane personeli olarak dinlenen tanıklar savunmayı kısmen doğrular şekilde beyanda bulunmuş ise de davalı doktorun ısrarla tehlikeli ve ağır sonuçları anlatmış olmasına rağmen davacının yine de aşı yapılmasını istemediği şeklinde beyanda bulunmamışlar, dahası davacıdan imza alınmadığını işaret etmişler. Bunların aksine davacı tanıkları da davacı aşı yapılmak istenmesi ve davacının karşı koyması gibi bir Durumun olmadığını bildirmişlerdir. Kaldı ki, ufak bir parmak kesiği ile kıyı gün ben kalkıp şehir merkezine kadar gelerek hastaneye tedavi için müracaat eden, lokal anestezi için iğne yapılmasına, yaraya dikiş atılmasına müsaade eden, bu denli sağlığına özen gösteren bir hastanın tehlikeli ve ağır sonuçlarının kendisini anlatılmasına, fuar edilmesine karşı koyması hayatın doğal akışına da uygun düşmemektedir”. [12]

 

b. Risk Aydınlatması

Risk aydınlatması gerekli özenin gösterilmesine veya müdahalenin hatasız yapılmasına rağmen hekim müdahalesi sonucunda meydana gelebilecek muhtemel daimi veya geçici neticeler konusundaki bilgilerin aktarılmasıdır.[13]

Risk aydınlatmasında önemli olan hastanın karar vermesi açısından bu risklerin hasta tarafından bilinmesinin gerekli olup olmadığıdır. Hekim tıbbi müdahalenin doğrudan tehlikeleri dışında ayrıca müdahalenin sonucu olarak ortaya çıkabilecek olan durumlar konusunda da hastayı aydınlatmalıdır. Yani hasta karar vermesi açısından önem arz edecek bütün riskler konusunda aydınlatılmalıdır.

Bir müdahale sonucu nadiren de olsa komplikasyon oluşabileceği konusunda bir tereddüt varsa bu konuda hastaya mutlaka bilgilendirme ve aydınlatma yapılmalıdır. Rastlanılması çok nadir bir risk dahi olsa bu konuda hasta mutlaka aydınlatılmalıdır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilgili kararında ‘nadiren de olsa sonucun ve riskin meydana gelebileceğinin açık olarak hastayı bildirilmesi gerektiğine’ hükmetmiştir.[14]

Tıbbi bir hata olasılığında meydana gelebilecek neticeler konusunda bilgilendirmeye ise ihtiyaç yoktur. Zira risk aydınlatmasının amacı, hastayı kurallara uygun yapılan bir ameliyat bir neticesinde meydana gelebilecek ve kendisince bilinmeyen riskler konusunda aydınlatmadır.

Burada akla gelen bir soru ise şöyledir: Risk aydınlatmasının genel ifadelerle yapılmasının yeterli olacak mıdır, yoksa doğrudan yüzdelerle mi ifade edilmesi gerektiğidir. Örneğin hekim riskin az ve seyrek olduğunu söylediğinde bu yeterli olacak mıdır yoksa örneğin 1000/1 şeklinde mi söylemesi gerekir? Öğretide bu konuda öncelikle riskin sıfatı ile ifade edilmesi ve bunun da yüzdelik değerlendirmeler içeren veriler ile desteklenmesinin isabetli olacağı belirtilmektedir.

Hayati tehlike bulunan ve acilen ameliyat edilmesi gereken durumlarda hastaya ameliyat sonucunda herhangi bir organında zarar meydana gelebileceğini söyleme zorunluluğu yoktur. Çünkü bu tip bir zarar tehlikesine rağmen her insan ameliyat izni verecektir. Aksi taktirde hayati tehlikesi bulunmaktadır. Ancak farklı görüşlere göre müdahale hayati önem taşısa dahi müdahalenin risklerinin belirtilmesi lazımdır. Çünkü bu durumda bile hastanın ameliyata rıza göstermeme ihtimali bulunabilir ve bu durumda aydınlatma yapılmamış olacaktır.

Bir diğer tartışmalı konu ise ölüm oranı konusunda hasta aydınlatılmalı mıdır? Öğretide savunulan bir görüş ölüm oranı tıp biliminin o anki verilerine göre %1 ile %15 arasında ki oranlarda seyrettiği taktirde hastaya bildirilmemesinde yarar vardır. Burada önemli olan muhtemel ve hatta hayati tehlike içeren komplikasyonların aktarılması ve hekimin hastaya müdahaleyi basit bir müdahale gibi göstermemesidir.

Koruyucu aşılar konusunda da hekimin normal risklerle ilgili aydınlatma yükümlülüğü bulunmaktadır.

 

c. Tedavi Aydınlatması

Tür aydınlatmasın da hekim hastasını tıbbi müdahalenin gerekliliği konusunda bilgilendirir ve tedavinin başarısı veya sağlığa yönelik tehlikelerin önlenmesi için belirli davranış şekillerine uyulması gerektiğini söyler. Tedavi aydınlatmasının amacı kişinin kendi geleceğini belirleme hakkını kullanmasını sağlamak değildir. Asıl olan hekimin tavsiyeler ile hastayı yönlendirerek mümkün olan en iyi tedavinin yapılmasını sağlamak ve komplikasyonları önlemektir.

Hastaya uygulanacak tedavinin tehlikeleri konusunda, bazen birden fazla aydınlatma yapılması gerekebilir. Hekim, hastayı ayrıca tedavinin bazı olumsuz sonuçları hakkında da aydınlatmalıdır. Örneğin, bir ilacın alınmasından sonra hastanın bir süre araç kullanmaması gibi.[15]

Aydınlatma yükümlülüğü, özellikle hastanın teklif edilen bir teşhis veya tedavi müdahalesini kabul etmek istememesi halinde daha yoğun olarak vardır. Hekim, hastanın bir ameliyata razı olmaması durumunda onu ikna etmek için çaba göstermek zorundadır. Hastanın ameliyatı reddettiği ve bunu da hastaneyi terk etmek suretiyle gösterdiği bir olayda uygulama hekimin hastayı ameliyatı reddetmesinin sonuçları konusunda hastanın dikkatini çekmek ve ameliyatın zamanında yapılmamasının sonuçlarını açıklamak zorunda olduğuna karar vermiştir. Hekimin bu uyarıları yapmaması durumunda, sözleşmeden kaynaklanan hastanın bakımı yükümlülüğünü yerine getirmemiş olur ve böylece de tazminat ödemekle yükümlü olur. Elbette bütün uyarılara rağmen hekimin hastayı zorla tıbbi müdahaleyi alması söz konusu değildir. Burada söz konusu olan hastanın yeteri kadar aydınlatılması gereğidir. Buna rağmen hastanın tıbbi müdahaleyi reddetmesi halinde yapılacak bir şey yoktur.[16]

Hasta eğer tıbben kabul edilemeyecek taleplerde bulunmuşsa hekim onu bilgilendirmek ve yanlış taleplerden vazgeçirmek durumundadır.

Yeterince bilgi sahibi yapılan hasta, önerilen tedaviye razı olup olmama hususunda serbest iradesiyle karar verir. Olumlu ve olumsuz yönlerini bilmeden tıbbi teşhis veya tedaviye muvafakat eden hastanın veya kanuni temsilcisinin kendi serbest iradesiyle karar verdiğinden söz edilemez.[17]

  1. Teşhise Yönelik Aydınlatma: Teşhise yönelik aydınlatma, teşhis amacıyla yapılacak olan müdahaleler dolayısıyla yapılacak olan, bu müdahaleler öncesi aydınlatmadır.
  2. İlaç ve Tıbbi Malzeme: Hekim hastayı ilaçların yan etkileri dozu ve bünyenin kaldırıp kaldıramayacağı hususunda mutlaka bilgilendirmelidir. Yargıtay 13. HD’ nin 19.10.2006 tarihli 10057/13842 Esas sayılı kararında hekimin ilaçların yan etkileri konusunda aydınlatma yükümlülüğünün bulunduğunu belirtmiştir.

“Hekim, davacıya verilen ilaçlar arasında bulunan “Exen Forte Tablet” adlı ilacın mide hassasiyeti olan hastalarda yan etkisinin olabileceğini, ancak davacıya sorulmasına rağmen böyle bir hassasiyeti olduğunu bildirmediğini savunmuştur. Davacı, davalı tarafından bu ilaçla ilgili olarak kendisinin uyarılmadığını ve mide şikayeti ile ilgili soru sorulmadığını bildirmiştir. Diğer yandan, hükme esas alınan Üroloji Uzmanı Op. Dr. D.A tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda; ağrı kesici etkisi ile kullanıldığı anlaşılan bu tablet türü ilaçların mide ve bağırsak rahatsızlığı bulunan hastalarda dikkatli kullanılması, mümkünse kullanımından kaçınılması, mide kanamasının bu tür ilaçların beklenebilecek yan etkisi olduğundan, kullanılması zorunluluk arz ediyorsa mide koruyucu bir ilaçla birlikte kullanılmasının uygun olacağı şeklinde görüş bildirilmesine rağmen; hekimin beyanları gözetilerek hastanın önceden uyarılmış olduğunun kabulü ile ortaya çıkan komplikasyonları tamamen ilacın yan etkisi olup, davalıların kusurlarının olmadığı kanaatine varılmıştır. Davalı tarafından davacının bu konuda bilgilendirildiğini ve gerekli önlemlerin alındığına ilişkin davalı doktorun mücerret beyanı dışında dosyada herhangi bir bulgu ve belge yoktur. Ayrıca tedavi öncesi mide şikayeti olan davacının bu konuda uyarılmasına ve soru sorulmasına rağmen kendi sağlığını riske atacak şekilde bu durumu bildirmeyerek ısrarla bu ilacı dokuz gün kullanarak mide kanaması geçirmesine sebebiyet vermesi de hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir”.[18]

İlacın kullanılması ile bağlantılı riskler konusunda hastanın aydınlatılmaması halinde hekim aydınlatma eksikliği nedeniyle sorumlu olur.

Hekim ilacı, hastaya bizzat uyguluyorsa örneğin enjeksiyon ile penisilin verilmesinde olduğu gibi hastayı ilacın etkileri konusunda aydınlatmalıdır. Buna karşı hekimin ilacı sadece yazması durumunda aydınlatma yükümlülüğü hekim ile üretici firma tarafından paylaşılmaktadır. Bununla beraber ilacın doğrudan etkileri ve sık ortaya çıkan yan etkileri ile ağır etkileri konusunda hekim bizzat aydınlatma yapmak durumundadır.[19]

 

3.AYDINLATILACAK KİŞİ

Aydınlatılması gereken kişi, kesinlikle bizzat hastanın kendisidir. Hastanın ayırt etme gücü varsa mutlaka hasta aydınlatılmalıdır. Hastanın aydınlatma için hiç kimseden herhangi bir talepte bulunmasına gerek yoktur. Hekimin mutlaka her durumda talep olsun ya da olmasın aydınlatma yükümlülüğü vardır.

Çoğunlukla hastanın yaşı, aydınlatılmasına müsait olmasına rağmen hasta aydınlatılmamakta ve hastanın rızası hasta yerine, hastanın eşinden, oğlundan, kızından alınmaktadır. Ancak hasta yerine yakınlarının aydınlatılması hastanın aydınlatılması yerine geçmeyecektir.

Hasta Hakları Yönetmeliği madde 13-18:

“Hastanın kendisinin bilgilendirilmesi esastır. Hastanın kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir”.[20]

Aydınlatma konusunda vekil atanabilecektir. Örneğin yapılan bir ameliyat sırasında aydınlatma için eş vekil olarak atanabilecektir.

Çocuk ile ilgili tıbbi müdahalelerde ise ebeveynin boşanmış olması durumunda velayet kendisinde bulunan tarafa aydınlatma yapılır.

 

4.AYDINLATMA YÜKÜMLÜSÜ

Aydınlatma yükümlülüğü hekime aittir. Bu hekim tedavi uygulayan müdahaleyi yapan hekimdir. Hekimin başka meslektaşına da bu görevi bırakması mümkündür. Ancak meslektaşının bu yükümlülüğü gereğince yerine getirdiğinden emin olması gerekir.

Hasta birden fazla doktor tarafından tedavi edilmekte ise, hekimlerden her biri kendi konusu ile ilgili gerekli bilgileri vermelidir. Hastanın bilgilendirme konusunda herhangi bir talepte bulunmaması hekimin aydınlatma görevini ortadan kaldırmaz. Bu gibi durumlarda dahi hekimin bilgilendirme görevini yerine getirmesi beklenir.[21]

Eğer hastaya anestezi uygulanacaksa, anestezi hekimi anesteziye ilişkin aydınlatma da bulunmalıdır.

Hemşirenin aydınlatma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Hekim aydınlatma yükümlülüğünü hemşire ya da başka bir sağlık personeline bırakamaz. Aydınlatma yükümlüsü hekimdir.

 

5.AYDINLATMA ZAMANI

Aydınlatma ne çok erken ne de çok geç yapılmalı, zamanında yapılmalıdır. Hekim aydınlatma konuşmasını zaman baskı altında yapmamalı hastasına da karar verme süresi bırakmalıdır. Acil bir durum söz konusu olmadığı sürece hastaya düşünmesi için uygun bir süre verilmelidir. Kural olarak aydınlatma ameliyattan en geç bir gün önce yapılmalıdır. Ameliyat öncesindeki akşam yapılan aydınlatma yeterli görülmemiştir. Özellikle önemli ameliyatlarda aynı gün ya da bir gece önce yapılan aydınlatma geç aydınlatma olarak kabul edilir.

Ayakta tedavi de ise aydınlatma müdahale gününde yapıldığı takdirde zamanında yapılmış sayılır.

 

6.AYDINLATMANIN KAPSAMI

Hasta Hakları Yönetmeliğinde aydınlatmanın kapsamı şu şekilde düzenlenmiştir:

“…Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır” [22]

Aynı Yönetmeliğin 15. maddesinde bilgilendirmenin kapsamı ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Hastaya;

  1. Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyir edeceği,
  2. Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede ve ne şekilde nasıl yapılacağı ile tahmini süresi,
  3. Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri,
  4. Muhtemel komplikasyonları,
  5. Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri,
  6. Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri,
  7. Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri,
  8. Gerektiğinde aynı konuda tıbbi yardıma nasıl ulaşılabileceği, hususlarında bilgi verilir.[23]

Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 26. maddesine göre:

Hekim hastasını,

  1. Hastanın sağlık durumu ve konulan tanı,
  2. Önerilen tedavi yönteminin türü,
  3. Başarı şansı ve süresi,
  4. Tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler,
  5. Verilen ilaçların kullanışı ve olası yan etkileri,
  6. Hastanın önerilen tedavi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar,
  7. Olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır.[24]

Aydınlatmanın kapsamı genel geçerli bir kural koyarak değil, somut olayın özelliklerine göre ortaya konmalı ve bu bakımdan hastanın ne kadar bilmek istediği ve bu bilgilerden ne kadarını kaldırabileceği göz önünde tutulmalıdır. Aydınlatmanın içeriği hekimin takdirine bırakılmamıştır. Bu husus, objektif kıstaslara ve hastanın beklentilerine göre belirlenir.

Bir diğer konu ise aydınlatmanın kapsamı müdahalenin gerekliliğine ve riskin ağırlığına göre belirlenecektir. Tıbbi müdahalenin gerekliliği azaldıkça aydınlatmanın kapsamı daralabilecektir. Böylece, müdahalenin gerekliliğindeki azalma daha az ihtimal kapsamında olan sonuçlar konusunda dahi aydınlatmayı gerekli kılmaktadır. Keza, risk ne kadar ağır ise o kadar yoğun aydınlatma; ne kadar hafif ise o ölçüde sadece değinme dahi yeterli sayılabilecektir.[25] Hasta Hakları Yönetmeliği’ne göre sağlık kurum ve kuruluşlarında yatarak tedavisi tamamlanan hasta ya, genel sağlık durumu, ilaçları, kontrol tarihleri diyet ve sonrasında neler yapması gerektiği gibi bilgileri içeren taburcu sonrası tedavi planı sağlık meslek mensubu tarafından sözel olarak anlatılır. Daha sonra bu tedavi planının yer aldığı epikrizin bir nüshası hastaya verilir.

7.AYDINLATMANIN ŞEKLİ

Aydınlatmanın şekli hususunda uygulama hekime bırakmıştır. Buna göre hekimin hastasına müdahale konusunda doğru bir tasarrufun nasıl oluşturacağı konusunda kural yoktur. Somut olayda sorumluluk anlayışı içinde yapacağı aydınlatma konuşmasını hekimin kendisi şekillendirebilir. Aydınlatmanın kişisel olması gerekir. Bu nedenle matbu aydınlatmadan kaçınmak gerekir. Yargıtay 13. HD. 25.11.2013 tarihli 1737/29148 Esas sayılı kararında doktrindeki şu görüşe katılmaktadır.

“Dosyaya ibraz edilen onam formu matbu olup, davalı tarafın davacıyı bu konuda bilgilendirdiği ve gerekçeli açıklamaları yaparak bu konuda uyardığı hususu ve davacının yeterli derecede aydınlatılıp aydınlatılmadığı … Konuları dosya içeriği ile anlaşılamamaktadır.”[26]

Aydınlatma, hastanın formu imzalamasını teminden öte bir anlam taşımaktadır. Dolayısıyla, hekim hastası ile konuşmalıdır. Bu konuşmada öncelikle hastanın beklentileri ve korkuları belirlenmelidir. Ayrıca hastanın hekim ile ilgili bir kanaat sahibi olabilmesi bakımından da sözlü aydınlatmanın ayrı bir önemi vardır.

Uygulamada dereceli bir aydınlatma önerilmektedir. Buna göre, öncelikle önceden hazırlanan formlar ile temel bilgiler verilmeli, arkasından sözlü açıklamalarda bulunulmalı ve sorular cevaplandırılmalıdır. Her ne kadar ideal aydınlatma, herhangi bir kayıt yükümlülüğü söz konusu olmaksızın hekim ve hastanın güvenilir bir ortamda karşılıklı konuşmaları ise de hekimin ispat açısından bir yazılı belge ihtiyacı bulunmaktadır. Hekimler tarafından çok yaygın olarak kullanılan formlar ise ancak ispat amacına hizmet etmektedir. Hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat etme, hekimin görevi olduğundan hekimin bu yönde tedbirler alması yerindedir. Bunun için öncelikle hasta dosyası, hekimin aydınlatma görevini yerine getirdiğini ispat bakımından yararlı olacaktır. Hekimin 1 form kullanması durumunda, bu forma kişisel bilgiler için yer ayrılmış olması gerekir. Matbu bir formun dışında, her hastanın özel durumuna göre aydınlatmanın yapıldığını gösterecek, ayrıca doldurulacak, boş yerlerin formda bulunması gerekir. Form ne kadar kişiye özel düzenlenmişse, ispat kuvveti de o kadar artacaktır. Aydınlatma bir hukuki işlem olmadığından her türlü delille ispat edilebilir.

Rutin müdahalelerde sadece form üzerinden yapılan aydınlatma yeterli olup ayrıca hekimin hastasına sözlü açıklamalarda bulunmasına gerek bulunmamaktadır.

Ayrıca aydınlatma konuşmasının soru cevaplı olmasına olanak tanınmalıdır. Aydınlatma yapılacak ve forma aktarılacaktır.

Bilgi, mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal bir kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde verilir. Hasta, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık mensubu tarafından sözlü olarak bilgilendirilir.[27]

Yaygın olan görüşe göre ayakta tedavilerde yazılı aydınlatma zorunluluğu yoktur, ancak çok önemli hususlar sadece hekimin defterine ve bilgisayara aldığı notlarla hastayı aktarılacaktır.

Aydınlatma uygun ortamda ve hastanın mahremiyeti korunarak yapılmalıdır.

 

8.AYDINLATMANIN MÜMKÜN OLMAMASI VE AMELİYAT SIRASINDA AYDINLATMA

Hekimin, bilinci açık olmayan hastayı aydınlatmasının mümkün olmaması, kanuni temsilcisine ulaşılamaması veya bizzat müdahale sırasında aydınlatma gerekliliğinin ortaya çıkması durumunda hekim, makul bir insanın bu durumda uygun bir aydınlatmadan sonra müdahaleye rıza göstereceğini kabul edebileceği durumda, rıza olmaksızın da müdahale edebilir. Ancak hekim, bu duruma uygun olmayan teşhis veya eksik operasyon planlamasıyla bizzat sebebiyet vermemiş olmalıdır. Aydınlatmanın öne alınması mümkündür. Özellikle ameliyat sırasında çıkabilecek muhtemel genişletmeler bakımından aydınlatmanın ve rızanın çok önceki bir zamanda gerçekleşmiş olmaması ve sonradan ortaya çıkan bu duruma ilişkin olması gerekir. Hekim özenli yapılmış bir teşhisten sonra dikkatli bir ameliyat planı hazırlamak durumundadır.  Bu yüzden ameliyat öncesi hasta ile muhtemel gelişmeler hakkında konuşulması ve bu konuya yönelik rızanın alınması gerekmektedir. Ancak herhangi bir kusura dayanmayan bir teşhis hatasının sonucu olarak ameliyat sırasında planın değiştirilmesi gerektiği anlaşıldığı takdirde, yeni planın başlangıçta yapılan aydınlatma ve alınan rızadan farklı olması durumunda, aydınlatma ve rıza problemlerin nasıl halledileceği sorunu ile karşı karşıya kalınır.

Ameliyatın lokal anestezi ile yapılması durumunda hastanın konuya ilişkin aydınlatılması ve rızasının alınmasında problem yoktur. Bu takdirde varsayılan rızadan yola çıkılması hukuka aykırı olur.

 

9.AYDINLATMA ZORUNLULUĞUNUN BULUNMADIĞI DURUMLAR

a. Aydınlatmadan Vazgeçme

Hasta Hakları Yönetmeliğinin 20. Maddesi:

“İlgili mevzuat hükümleri veya yetkili mercilerce alınacak tedbirlerin gerektirdiği haller dışında; kişi, sağlık durumu hakkında kendisinin, yakınlarının ya da hiç kimsenin bilgilendirilmesini talep edebilir. Bu durumda kişinin kararı yazılı olarak alınır. Hasta, bilgi verilmemesi talebini istediği zaman değiştirebilir ve bilgi verilmesi talep edebilir’’. [28]

Böylece hastanın aydınlatmadan vazgeçmesinin mümkün olacağı açıklanmıştır. Medeni Kanunumuzun 23/2 maddesinde, “Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlaka aykırı olarak sınırlayamazsınız” denmektedir. Hastanın aydınlatmadan vazgeçmesi hukuka ya da ahlaka aykırı bir vazgeçme olmadığından geçerlidir.

Türk Tabipleri Birliği Kimlik Meslek Etiği Kurallarının “bilgilendirilmeme hakkı” başlıklı 27. maddesine göre:

“Hasta hastalığı konusunda bilgilendirilmek istemediğini belirtmişse, hekimin bilgi vermesi gerekmez. Ailenin haberdar edilmesi hasta ile görüş birliğine varılarak yapılmalıdır. Bilinçsiz durumlardaki hastalar için yakınlarının bilgilendirilip bilgilendirilmemesine hekim karar verir”.[29]

b. Hastanın Bilgisinin Bulunması

İkinci bir olasılık hastanın zaten bilgisinin bulunmasıdır. Örneğin, aynı konuda yapılan ikinci bir ameliyatta tekrar bir aydınlatmaya gerek görülmeyebilir.

c. Aydınlatmanın Olumsuz Etkide Bulunması

Aydınlatma zorunluluğunun bulunmadığı üçüncü bir ihtimal ise aydınlatmanın hastayı olumsuz etkileyecek olmasıdır. Hekim kural olarak ağır ve hatta ölümcül hastalıkları bile hastasına söylemekle yükümlüdür. Böylece hasta önerilen tedaviye bağlı riskler hakkında tasavvur sahibi olabilmelidir. Örneğin kanser hastalarında kemoterapi gibi.

Uygulamada aydınlatma yükümlülüğünün hastayı bilgilendirme halinde yaşamına ve sağlığına yönelik ciddi tehlikelerin bulunması durumunda söz konusu olmayacağı kabul edilmektedir. Bu konu Hasta Hakları Yönetmeliğinin 19. maddesinde şöyle düzenlenmiştir:

“Hastanın manevi yapısı üzerinde fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimalinin bulunması ve hastalığını seyrinin ve sonucunun vahim görülmesi hallerinde, teşhisin saklanması caizdir. Hastaya veya yakınlarına hastanın sağlık durumu hakkında bilgi verilip verilmemesi, yukarıdaki fıkrada belirtilen şartlar çerçevesinde tabibin takdirine bağlıdır”.[30]

Tedavisi olmayan hastalığın bildirilmesini de Hasta Hakları Yönetmeliğinin 19. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre:

‘’Tedavisi olmayan bir teşhis, ancak bir tabip tarafından ve tam bir ihtiyat içinde hastaya hissettirilebilir veya bildirilebilir. Hastanın aksi yönde bir talebinin bulunmaması veya açıklanacağı şahsın önceden belirlenmemesi halinde, böyle bir teşhis ailesine bildirilir.’’[31]

d. Acil Haller

Dördüncü durum ise acil hallerdir. Hasta Hakları Yönetmeliğinin 24/3 maddesi, hastanın rızasına ilişkin olarak, “kanuni temsilciden veya mahkemeden izin alınması zaman gerektirecek ve hastayı derhal müdahale edilmediği taktirde yaptığınız veya hayati organlarından birisi tehdit altına girecek ise izin şartı aranmaz” denmektedir. Yani acil durumlarda aydınlatma yükümlülüğünde bulunamayacağı sonucuna çıkarmaktayız.

e. Aydınlatmanın Hasta Bakımından Anlamını Yitirmiş Olması

Hiçbir tıbbi müdahalenin cevap vermediği ve artık ölümü beklenen bir hastaya yönelik yapılan ve sadece acıları azaltma amacını taşıyan müdahaleler bakımından ayrıca aydınlatma yapılmayabilecektir.

Hekim, bazı istisnai durumlarda aydınlatma borcundan kurtulabilir. Aydınlatma borcu şu hallerde ortadan kalkar:

  1. Hasta kendi rızasıyla aydınlanmadan feragat edebilir. Feragat yazılı ve açık olmalıdır.
  2. Hastanın teşhis ve tedavisi hakkında daha önceleri bilgi sahibi olması durumunda bilgilendirme hekimce yapılmayabilir.
  3. Müdahalenin gecikmesi halinde hastanın hayatı riske giriyorsa hekim hastayı aydınlatmayabilir.
  4. Aydınlatma hastada ve üçüncü kişilerdeki risk yaratabilir. Bu durumda aydınlatma yapılmayabilir.
  5. Ölmek üzere olan haftayı aydınlatma yapılmayabilir.
  6. Hastalık hasta olan kişi için az tehlike yaratıyorsa; yani rutin bir hastalıkta hasta aydınlatılmayabilir. Tetkik için kan ve idrar almalar, grip durumları buna örnektir.[32]

 

10.AYDINLATMANIN GERİ ALINMASI VE DÜZELTİLMESİ

Tedavi süreci içinde, yapılan aydınlatmanın doğru olmadığını veya yanlışlığı anlaşıldığı takdirde, hekimin aydınlatmaya düzeltme yükümlülüğü vardır. Hekim, hastasına gecikmeksizin yeni durumu, lehine veya aleyhine olmasına bakmaksızın aktarmak durumundadır. Aydınlatmanın yanlış olmasına rağmen bu yanlışlığın esaslı olmadığı hallerde, tıbbi müdahale buna rağmen hukuka uygundur.

 

11.HUKUKA AYKIRI AYDINLATMANIN SONUÇLARI

Aydınlatma yükümlülüğün ihlali, hastanın rızasının geçersiz olmasıdır. Bunun sonucunda hekimin tıbbi müdahalesinin sonucu hastanın yararına olsa bile hukuka aykırı olmasıdır. Bunun ceza hukuku bakımından sonucu ise hekimin yaralama suçundan dolayı sorumlu tutulabilecek olmasıdır. Özel hukuk bakımından ise aydınlatma yükümlülüğün ihlali maddi ve manevi tazminat sorumluluğuna yol açabileceği gibi bu yükümlülüğün yerine getirilmesi de hekimden talep edilebilir. Ancak belirtelim ki ceza hukukundan farklı olarak aydınlatma yükümlülüğünün ihlaline rağmen hastanın iyileşmesi, sağlığında herhangi bir zararın meydana gelmemesi durumunda, ortada maddi bir zarar olmadığından tazminat sorumluluğu da olmayacaktır. Bununla beraber aydınlatmanın yapılmaması bir kişilik hakkı ihlali olduğundan, manevi zarar düşünülebilir. Aydınlatma yapılmaması aynı zamanda da bir disiplin suçudur.

Aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilmediği takdirde, rıza söz konusu olamayacağından, kişilik haklarına saldırı nedeniyle hastanın hem maddi hem de manevi tazminat isteme hakkı mevcuttur. Hekimin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Ancak hekim, doğabilecek riski bilse dahi hastanın tıbbi müdahaleyi yine de rıza göstereceğini kanıtlayabilirse, kusurlu sorumluluktan kurtulur; fakat kusursuz sorumluluğu yine devam eder.[33]

 

12.HATALI AYDINLATMA VE İSPAT SORUNLARI

Hekimin aydınlatmada yanlış bilgi vermesinin nedeni kendi yanılgısı da olsa sorumluluğu vardır. Örneğin, hekim hastalığı yanlış teşhis ederek yanlış hastalık konusunda aydınlatmışsa, aydınlatma yapılmamış sayılacaktır. Aydınlatmanın yapıldığını ispat yükümlülüğü hekimdedir. Bir müdahalenin hukuka uygun sayılabilmesi için aydınlatma şartları ve aydınlatmanın yapılmış olmasından bir hekim istifade eder. Dolayısıyla bu konuda ispat yükü ona düşer. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 18/08/2008 tarihli, 4519/10750 Esas sayılı kararında aydınlatmaya ilişkin ispat yükümlülüğünün hekimde olduğunu kabul etmektedir.

Ceza hukuku açısından ise aydınlatmanın yapıldığını ispat yükü hekimde değildir. Her türlü vasıta ile ispat mümkündür.

 

SONUÇ

Çalışmamızda da belirttiğimiz üzere tıbbi müdahale ancak hastanın rızasıyla yapılabilmektedir. Hastanın rızası hukuka uygunluk nedenini oluşturur. Hastanın rızasının geçerli olabilmesi hastanın neye rıza gösterdiğini bilmesi ile olur. Tıbbi müdahale yapılmadan önce aydınlatılması gereken kişi, kesinlikle bizzat hastanın kendisidir. Hastanın ayırt etme gücü varsa mutlaka hasta aydınlatılmalıdır. Hastanın aydınlatma için hiç kimseden herhangi bir talepte bulunmasına gerek yoktur. Hekimin mutlaka her durumda talep olsun ya da olmasın aydınlatma yükümlülüğü vardır. Aydınlatma yükümlülüğü ise hekime aittir. Bu hekim tedavi uygulayan müdahaleyi yapan hekimdir.

Aydınlatma, zamanında yapılmalı, ne çok erken ne de çok geç olmalıdır. Hekim aydınlatma konuşmasını zaman baskı altında yapmamalı hastasına da karar verme süresi bırakmalıdır. Acil bir durum söz konusu olmadığı sürece hastaya düşünmesi için uygun bir süre verilmelidir.

Hekimin, bizzat müdahale sırasında aydınlatma gerekliliğinin ortaya çıkması, bilinci açık olmayan hastayı aydınlatmasının mümkün olmaması, kanuni temsilcisine ulaşılamaması durumlarında makul bir insanın bu durumda uygun bir aydınlatmadan sonra müdahaleye rıza göstereceğini kabul edebileceği durumda, rıza olmaksızın da müdahale edebilir.

Aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilmediği takdirde, rıza söz konusu olamayacağından, kişilik haklarına saldırı nedeniyle hastanın hem maddi hem de manevi tazminat isteme hakkı mevcuttur.

 

KAYNAKÇA

ATEŞ, Turan. Hekimlerin Cezai ve Hukuki Sorumluluklaru. Nobel Kitapevi. 2012

BERBEROĞLU YENİPINAR, Filiz. Tıbbi Sorumluluk. Onikilevha Yayıncılık. 2017

ER, Ünal. Sağlık Hukuku.i Savaş Yayınevi. 2008

HAKERİ, Hakan. Tıp Hukuku. Seçkin Yayıncılık. 2016.

ÖZDEMİR, Hayrunnisa. Teşhis ve Tedavi Sözleşmesi. Yetkin Yayınları. 2015

TUNÇER, Polat. Sağlık Hukuku Temel Bilgileri. Adalet Yayınları. 2008

Hasta Hakları Yönetmeliği

Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının

Tıbbi Müdahalelerde Bilgilendirilmiş Rıza Alınması Yönetmeliği

Türk Tabipleri Birliği Kimlik Meslek Etiği Kuralları

Türk Tabipleri Birliği Meslek Etiği Kuralları

 

[1] Hakan Hakeri, Tıp Hukuku, ‘y.y’ ,Seçkin Yayıncılık, 2016, s.200’den M. Erdal Güzeldemir, ‘‘Hasta Bilgilendirmenin Önemi, Aydınlatılmış Onam’’, Konya Karaman Tabip Odası Yayını, 2006, s.9-54.

[2] Hakeri, a.g.e.,  s.202

[3] Tıbbi Müdahalelerde Bilgilendirilmiş Rıza Alınması Yönetmeliği

[4]Hasta Hakları Yönetmeliği m. 15

[5] Türk Tabipleri Birliği Meslek Etiği Kuralları m. 26

[6] Yargıtay 4. HD. T. 1977 6297/2541 E. (Kazancı-İçtihat Bilgi Bankası)

[7]Hakeri, a.g.e.,  s.206

[8]Filiz Berberoğlu Yenipınar, Tıbbi Sorumluluk, Hastanın Aydınlatılması, Onikilevha Yayıncılık, ‘y.y.’, 2017, s.54

[9]Hakeri, a.g.e.,  s.208

[9]

[10]Hakeri, a.g.e.,  s.214

[10]

[11]Yargıtay 13. HD. T. 20.11.2000 8582/10298 E. (Kazancı-İçtihat Bankası)

[12] Yargıtay 13. HD. T. 20.11.2000 8582/10298 E. (Kazancı-İçtihat Bankası)

[13] Hakeri, a.g.e.,  s.216

[14] Yargıtay 4.HD. 07.03.1977 T. 6297/2541 E. (Kazancı-İçtihat Bankası)

[15] Hayrunnisa Özdemir, Teşhis ve Tedavi Sözleşmesi, Hatayı Aydınlatma Yükümlülüğü, Yetkin Yayınları, ’y.y’ , 2015, s. 118

[16] Hakeri, a.g.e.,  s.222

[17] Özdemir, a.g.e., s. 113

[18] Yargıtay 13. HD.  19.10.2006 T.  10057/13842 E. (Kazancı-İçtihat Bankası)

[19] Hakeri, a.g.e.,  s.224

[20] Hasta Hakları Yönetmeliği madde 13-18

[21] Ünal Er, Sağlık Hukuku, Aydınlatma ve Rıza, Savaş Yayınevi, Ankara, 2008, s.87

[22] Hasta Hakları Yönetmeliği m. 31

[23] Hasta Hakları Yönetmeliği m. 15

[24] Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının m. 26

[25] Hakeri, a.g.e.,  s.244

[26] Yargıtay 13. HD.  25.11.2013 T.  1737/29148 E. (Kazancı-İçtihat Bankası)

[27] Polat Tunçer, Sağlık Hukuku Temel Bilgileri, Hastanın Aydınlatılması, Adalet Yayınları, 2008, s.243

[28] Hasta Hakları Yönetmeliği m. 20

[29] Türk Tabipleri Birliği Kimlik Meslek Etiği Kuralları m. 27

[30] Hasta Hakları Yönetmeliği m. 19

[31] Hasta Hakları Yönetmeliği m. 19

[32]Turan Ateş, Hekimlerin Cezai ve Hukuki Sorumlulukları, Aydınlatma, Nobel Kitapevi, ‘y.y’ , 2012 , s.46

[33] Er, a.g.e., s.88

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.