KATILMA ALACAĞININ VE DEĞER ARTIŞ PAYININ ÖDENMESİ

KISALTMALAR

GİRİŞ

  1. ALACAKLARIN NİTELİĞİ VE GENEL OLARAK ÖDENMESİ
  2. ARTIK DEĞER VE DEĞER ARTIŞ PAYININ TALEP EDİLEBİLECEĞİ ZAMAN

3.KARŞILIKLI ALACAKLARIN TAKAS ZORUNLULUĞU

4.NAKDİ VEYA AYNİ ÖDEME İMKANI

  1. Sürüm Değeri, İfa Amacıyla ve İfa Yerine Edim
  2. BORÇLUYA VADE TANINMASI
  3. Genel Olarak Uygulama Alanı

b.Taraflar ve Hakkın Hukuki Niteliği

  1. Vade Tanımanın Uygulama Şartları
  2. Mal Rejiminin Sona Ermesi

bb.Ciddi Güçlükler

d.İspat Yükü

e.Vade Süresi ve Vade Tanımanın Hukuki Sonuçları

6.ALACAĞA FAİZ YÜRÜTÜLÜP GÜVENCE VERİLMESİ

a.Faiz

  1. Hüküm Varsa:

bb.Anlaşma Varsa:

b.Güvence

7.KATILMA ALACAĞININ MUACCELİYETİ VE TEMERRÜT

8.BORÇLULAR (BORÇTAN SORUMLU KİŞİLER)

  1. Mirasçılar
  2. ALACAKLILAR (KATILMA ALACAĞI HAKKINA SAHİP KİŞİLER)
  3. KATILMA ALACAĞININ HARCA TABİ OLMASI

KAYNAKÇA

 

KISALTMALAR

a.g.e.: Adı Geçen Eser

bkz: Bakınız

c.: Cümle

  1. : Cilt
  2. : Dipnot
  3. : Esas

HD.: Hukuk Dairesi

K.: Karar Numarası

m.: Madde

N.: Numara

RG.: Resmi Gazete

s.: Sayfa

S.: Sayı

T: Tarih

TBK: Türk Borçlar Kanunu

TMK: Türk Medeni Kanunu

Vd.: ve devamı

y.y: yayın yeri yok

 

GİRİŞ

Katılma alacağının ve değer artış payının birden ödenmesinin borçlu olan eş için önemli güçlükler doğuracağı durumlarda borçlu eş yararını önemli kolaylıklar getirilmiştir. Bu kolaylıklar borç nakit veya ayın olarak ödenebilir, katılma alacağı tenkis edilebilir veya tamamen kaldırılabilir, alacaklar karşılıklı takas edilebilir, borçlu eşe vade tanınabilir, alacaklı eşe güvence verilir. Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiye sonunda, eşlerin birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri çeşitli hakları ortaya çıkmaktadır. Eşin, diğer eşin artık değeri üzerindeki artık değer katılma alacağı olabileceği gibi, eşlerden birinin kendi kişisel mallarından diğer eşin kişisel mallarından yaptığı karşılıksız katkı sebebiyle sahip olduğu değer artış payı alacağı da karşımıza çıkabilmektedir.

Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi sonunda ortaya çıkan artık değere katılma ve değer artış payı hakkı, ayni bir hak olmayıp genel olarak her borç ilişkisinde karşımıza çıkan bir alacak hakkıdır. Kanunda da söz konusu mal rejiminin tasfiyesi sonucunda ortaya çıkan hak, ayni hak olmayıp, alacak hakkıdır. Bu özellikleri ile edinilmiş mallara katılma rejiminde karşımıza çıkan alacaklara, bu alacakların özel hükümlerle düzenlenen bünyesine aykırı olmamak şartıyla TMK m.5 gereğince BK genel hükümleri uygulanabilmektedir. Edinilmiş mallara katılma rejiminde ortaya çıkan alacak hakkı, hak sahibi eşe diğer eşe karşı ileri sürebileceği talep yetkisini içermektedir. Alacak hakkının konusu kural olarak parasal bir edimin ifası olup, ayni bir hakkın devrini veya kurulmasını talep etme yetkisi vermemektedir. Ancak, mahiyeti itibarıyla bu kurala bazı istisnalar getirilmiştir.

Bu çalışmamızda katılma alacağının ve değer artış payının ödenmesini detaylıca  inceleyeceğiz

 

1. ALACAKLARIN NİTELİĞİ VE GENEL OLARAK ÖDENMESİ

 

Bir eşin sahip olduğu katılma alacağı, mahiyeti itibari ile TBK’da düzenlenen alacak hakkından farklı bir hak değildir. Bir eşe ait katılma alacağı, diğer eş için o eşe veya mirasçılarına karşı yerine getirmekle yükümlü olduğu bir borçtur ve mahiyeti itibari ile para borcudur.

Değer artış payı ise bir eşin diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın yaptığı katkı sebebiyle malda ortaya çıkan değer artışından dolayı sahip olduğu bir alacak hakkıdır ve mahiyet itibari ile bir para borcudur.

Katılma alacağı ile değer artış payı olarak doğan alacak para borcu olduğundan, Borçlar Kanunun para borçlarının ifasını düzenleyen hükümlere tabiidirler.

Katılma alacağı ile değer artış payı para veya ayın olarak ödenebilir. Ödeme ayın olarak yapılacak ise, ödeme aracı olan malların sürüm değeri esas alınacaktır. Ancak, ödeme de bir mesleğin yürütülmesine ayrılmış birimler ile işletmelerin ekonomik bütünlüğünün gözetilmesi de gerekecektir.

Prof. KILIÇOĞLU bu konudaki görüşünü şöyle ifade etmiştir: ‘Madde bu hükmüyle katılma alacağının borçlusu olan eşe borcunu nakit olarak ödeme yerine ayın olarak ödeme olanağını getirmiştir. Yoksa bu hükme dayanarak alacaklı eşin, borçludan nakit yerine ayın verilmesini talep etme hakkı yoktur.’ Zira katılma rejiminde eşlere tanınan hakkın ayni değil, şahsi bir hak olduğunu önemle vurgulanmaktadır. TMK m. 239’a eklenen bu hüküm bir istisna getirmemiştir. Madde alacaklı eşe, borçludan nakit yerine ayın talep edebilme imkanı değil, borcu eşya ile ödeme kolaylığı getirmiştir.

Kanun Koyucu, katılma alacağının ve değer artış payının ödenmesi bağlamında borçlu eşe başka bir imkan ve kolaylık daha tanımıştır. Gerçekten TMK 239/2 hükmü uyarınca ‘Katılma alacağının ve değer artış payının derhal ödenmesi kendisi için ciddi güçlükler doğuracaksa, borçlu eş ödemelerin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.’

Eşler aksini kararlaştırmamış iseler, tasfiyenin sona ermesinden itibaren katılma alacağına ve değer artış payına faiz yürütülür; hatta hal ve şartlar gerektirdiği takdirde ayrıca borçlu eşten veya mirasçılardan güvence istenebilir. Katılma ve değer artış alacaklarının ödenme şekilleri:

  • Borç nakit veya ayın olarak ödenebilir.
  • Katılma alacağı tenkis edilebilir veya tamamen kaldırılabilir.
  • Alacaklar karşılıklı takas edilebilir.
  • Borçlu eşe vade tanınabilir.
  • Alacaklı eşe güvence verilir.[1]

 

2. ARTIK DEĞER VE DEĞER ARTIŞ PAYININ TALEP EDİLEBİLECEĞİ ZAMAN

 

Alacaklar, artık değere katılma alacağı ve değer artış payı alacağı, mal rejiminin tasfiyesinin tamamlandığı anda muaccel olup talep edilebilir. Tasfiye de değer artış payı dikkate alındıysa, artık bağımsız olarak talep edilecek bir değer artış payı alacağı söz konusu olmaması gerektiği düşünülebilir. Özellikle değer artış payı alacağının eşlerin edinilmiş malları arasındaki değer kaymaları nedeniyle söz konusu ise, ancak, değer artış payı alacağı tasfiye de dikkate alınsa da, artık değer katılma alacağından bağımsız olarak, tasfiyenin tamamlanması ile talep edilebilir.

Her ne kadar mal rejiminin sona ermesi ile yapılacak artık değer hesabında edinilmiş mallar dikkate alınacak olsa da, edinilmiş mallara katılma rejimi sürerken eşlerden birinin diğerinin kişisel malına katkıda bulunması halinde de katkıda bulunan eşin diğer eşten değer artış payı alacağının yasal mal rejimi sona ermeden isteyebilmesi mümkün değildir.

Eş yasal mal rejimi sürerken diğer eşte bulunan malını, mal rejiminin sona ermesini beklemeden isteyebilir. Bu halde aynen veya bedeli ile diğer eşin bunu iade etmesine yasal mal rejimi engel değildir. TMK m. 226, mal rejiminin sona ermesi üzerine yapılan tasfiye de her eşin diğer eşte bulunan mallarını geri alacağını hükme bağlamış olsa da,  bu hüküm tasfiyeye ilişkin bir usul hükmü olup, eşlerin mülkiyet hakkını sınırlayacak şekilde yorumlanmaması gerekir. TMK m. 223. maddesinde tasarruf özgürlüğü, TMK m. 217’de düzenlenen mal rejiminin eşler arasındaki borçlarının muaccel olmasını engellemeyeceğine ilişkin düzenleme ve sözleşme özgürlüğü bu konuyu desteklemektedir. Aksi halde diğer eşe yönetim, korunması ve benzeri amaçlarla verilmiş olan malın yasal mal rejimi sona erinceye kadar geri alınamaması söz konusu olacaktır ki, bu durum hukuki sebebi ilkeler nedeniyle kabul edilemez. TMK m. 218’e göre edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar. Dolayısıyla edinilmiş mallara katılma rejimi sadece adında yer alan edinilmiş mallardan oluşmamaktadır. TMK m. 227 maddede düzenlenen değer artış payı edinilmiş mallar ve kişisel mallar farkı gözetilmeden her iki mal varlığı grubu için geçerli olacak şekilde düzenlenmiştir. Kanun Koyucu kaynak İsviçre Medeni Kanunundan ayrılarak malın daha önce elden çıkartılması halinde değer artış payının muaccel olup talep edilebileceğini kabul etmemiştir. Bu düzenlemeyle eşler arasında mal rejimi sürerken bu nitelikte bir çekişmeye yol açmamak amaçlanmıştır.

Diğer bir husus ise kişisel mala katkıda bulunan eşin değer artış payı talebi üzerine bunun yasal mal rejimi sona ermeden hesap edilip ödenmesinin daha sonra mal rejiminin tasfiyesine etkisidir. Diğer bir deyişle katkıda bulunan eş bu katkısını edinilmiş malından yaptı ise, kendisine ödenen bu değer artışı bedeli acaba yasal mal rejiminin sona erdiği anda gerçekleşen tasfiye de dikkate alınacak mıdır? Alınacak ise, ödendiği miktar ile mi, sürüm değeri ile mi, yoksa hakkaniyete göre mi tasfiye de dikkate alınacaktır.

Sonuç olarak artık değer artış payı alacağı, katkının kişisel ya da edinilmiş mallardan yapılmış olmasına bakılmaksızın ancak mal rejiminin sona ermesi ile talep edilebilir. Eşin kişisel malından, diğer işin kişisel malına bir katkı yapılmış ise yasal mal rejimi sona ermeden bunun istenebilmesi, yukarıda da belirttiğimiz gibi kanuna veya Kanun Koyucunun değer artış payı alacağını ilişkin düzenlemede ki amacına aykırı olacaktır.

 

3.KARŞILIKLI ALACAKLARIN TAKAS ZORUNLULUĞU

 

TMK “artık değere katılma “kenar başlığı altında 236. maddede alacakların takas edileceğini hükme bağlamıştır. Ancak TBK m.122 ve diğer maddelerinde düzenlenen, borcu sona erdiren sebeplerden biri olan alacağın takasından farklı olarak TMK m. 236/1 f.2 cümle hükmüne göre takas kanun gereğidir. Hak sahiplerinden birinin tek taraflı bir irade beyanı ile takası ileri sürmesine gerek yoktur. Alacaklar kanun gereği takas edilecek ve hakim bunu resen dikkate alacaktır. Kanun koyucu bu düzenlemeyle eşler arasındaki gereksiz para alışverişinin önüne geçmek ve eşlerden birbirlerinden olan alacaklarını icra yoluyla tahsile koymaları halinde yaşanacak olumsuzlukların önüne geçmek istemiştir. Ayrıca bu düzenleme ile eşler, diğer eşin alacaklarına karşı da korunmaktadır. Bu halde diğer eşin alacaklıları, takas sonucunda kalan miktar için borçlu eşi takibe alabilirler.

Ancak usul hukuku açısından eşlerden biri artık değer alacağını talep etmiş ve diğerinin bu yönde bir talebi yoksa takas yapmak mümkün olabilecek midir? Kanuni takasta sadece eşlerin takası iradesinin yerine geçmekte olup, eşlerin alacak hakkını talep etme yönündeki iradelerinin yerine geçmemelidir. Kural olarak takas hakkı bir defi olup hak sahibince ileri sürülmezse hakimce dikkate alınmayacaktır. Dolayısıyla kanun koyucunun kanuni takası öngörmesi, takasın tarafların iradesine bırakılmamasına ilişkindir. Eğer eşlerden biri artık değer alacağını talep etmemişse, mahkeme sanki talep varmış gibi artık değeri hesaplayarak takas yoluna gitmemelidir.

 

4.NAKDİ VEYA AYNİ ÖDEME İMKANI

Artık değere katılma ve değer artış payı alacağının konusu paradır. Eşlerin bu alacakları, daha önce de belirttiğimiz gibi borçlar hukukunda düzenlenmiş borç ilişkilerinde ortaya çıkan bir alacak hakkı niteliğinde olup, genel hükümlere kural olarak tabiidir. Bu bağlamda genel hükümlere göre, eşler anlaşarak artık değer alacağının, diğer bir deyişle para borcunun nasıl ifa edileceğine karar verebilirler.[2] Önemle belirtmek gerekir ki; TMK’nın 239. maddesinde borçlu eşe tanınan ayni ödeme hakkı yalnızca onun istemine bağlı bulunmaktadır. Bu sebepledir ki artık değer alacaklısı eşin bu borcun ayni olarak ödenmesini isteme hakkı bulunmamaktadır.[3] Kanun koyucu borçlu eşe tanıdığı bu imkanla, borçlu eşin para borcunu ödemek için elindeki malını satmak zorunda kalmasının önüne geçmek ve buna bağlı risklerden borçlu eşi korumak istemiştir. Ancak borcun ayni olarak ödenmesi halinde de sıkıntılarla karşılaşmak mümkün olacaktır. Ayni ödeme hakkına borçlu eş sahiptir. Buna göre, borçlu eş hangi mal varlığı ile bu ödemeyi gerçekleştireceğine karar verebilir. Borçlu eş, örneğin artık değer alacağını elindeki antika eşyalar ile ödeyebileceği gibi tablo koleksiyonunda vererek ifa edebilir. Bu halde, alacaklının bu değerleri satarak alacağını tahsil etmesi gerekecektir. Bu hakkının kullanılmasının sınırını dürüstlük kuralı çözecektir. Borçlu eşin seçimlik hakkını kullanarak artık değer alacağını ayın ile ödemek istemesi halinde malın sürüm değerinin esas alınmasını kanun koyucu öngörmüştür.

a. Sürüm Değeri, İfa Amacıyla ve İfa Yerine Edim

Sürüm değerinin, borcun ödenmesi anında ki mi yoksa tasfiye anındaki değerine göre mi yapılacağı maddede belirtilmemiştir.  TMK 232. maddesinde mal rejiminin tasfiyesinde malların tasfiye anındaki sürüm değerleri esas alınır, denmektedir. Ancak katılma alacağının ödenmesinde, mal rejiminin tasfiyesi sona ermiştir ve bir borcun ifası söz konusudur. Kanımızca burada sürüm değerinin tespit edileceği an olarak borçlu ve eşinin spekülasyonlarını imkan vermemek için, alacağın muaccel olduğu anı esas almak yerinde olacaktır.

Borçlu eşin seçimlik hakkını kullanarak ayni ödeme yapması halinde acaba karşımıza ifa amacıyla edim mi yoksa ifa yerine edim mi çıkmaktadır? Bunun nitelemesinden önce ayni ödemenin borcu karşılayıp karşılamadığını bakmak gerekir. Ayni ödeme konusu mal veya malların sürüm değeri, borç miktarı kadar olabileceği gibi, borçtan fazla veya az da olabilir. Ayni ödeme borçları karşılayacak kadar ise bir sorun yoktur, ifa ile borç sona erecektir ve bu halde ifa yerine edimden söz edebiliriz. Ancak ayın ile ödeme yapılması halinde malın değerinin borçtan az veya fazla olması halinde, bu ifanın ifa amacıyla edim veya ifa yerine edim olup olmadığı önemlidir. Ayın ile ödemeye konu mal, artık değer borcundan fazla ise bu halde ifa yerine kabul etmek yerinde olacaktır. Alacaklı eşin fazla miktar kadar iade borcu söz konusu olmamalıdır. Çünkü bu halde, borçlu eş tercihini bu yönde kullanmıştır.

Acaba ayın ile ödeme hakkına sahip borçlu eş, borç miktarından daha az bir sürüm değerine sahip mal ile borcunu ödeme imkanına sahip midir? Bu halde bunun genel hükümlere göre çözülmesi gerekir. Yenilik doğrucu hakkını kullanarak ayni ödemeyi tercih eden borçlu eş, artık bu hakkından dönemeyecektir. Ayni ödemeye konu malın borçtan az olması halinde kısmi bir ödeme söz konusu olup alacaklı eşin kabul etmesi halinde, borçlu bu miktarla sınırlı olarak sona erecektir. Geri kalan borç miktarının diğer eş kabul etmediği sürece para ile ödenmesi gerekecektir. Artık değere katılma alacağının ayni ödenmesinde bir mesleğin icrasına ayrılmış birimler veya işletme söz konusu ise, mesleğin icrasına ayrılmış birimler ile işletmelerin ekonomik bütünlüğü gözetilir.

 

5. BORÇLUYA VADE TANINMASI

a. Genel Olarak Uygulama Alanı

TMK m. 239/2 ile kanun koyucu borçlu eşe koruyucu düzenlemelere yer vermiştir. Bu düzenlemeler TMK 217. maddesini tamamlayıcı niteliktedir. Ancak 217. maddenin uygulama alanı ile TMK m. 239/2 uygulaması birbirinden farklıdır. TMK m. 239/2 katılma alacağı ve değer artış payının ödenmesine ilişkin olarak uygulama alanı bulurken, TMK m. 217 hükmü eşlerin diğer para borçları için geçerlidir. Diğer bir deyişle TMK m. 239/2 edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan ve derhal ödenmesi gereken borçlar için geçerlidir. TMK 217. maddesinin uygulama şartları TMK m. 239/2  daha sıkı şartlara bağlanmıştır. TMK 239/2 maddesi evlilik birliğinin sona erdiği hallerde de uygulama alanı bulurken, TMK 217. maddesi ancak evlilik birliği sürerken uygulama alanı bulabilecektir.

TMK m. 239/2 hükmü koruyucu bir hüküm olarak emredici nitelikte olup, eşlerin önceden yapacakları bir sözleşme ile bu hükmün sağladığı imkandan vazgeçmeleri mümkün değildir. Hatta eşlerin üzerinde tasarruf edebilecekleri “alacağı faiz yürütülüp güvence verilmesi” konusunda da önceden düzenleme yaparak kendilerini sınırlamaları geçerli olamayacağı gibi, henüz alacağın miktarının da belli olmadığı bir aşamada vade tanınmasının istendiği halde faiz ve güvencenin ne olacağının tespit edilmesi de geçerli olamayacaktır.

TMK m. 239/2 hükmüne göre vade tanıma hakkı, mal rejiminin tasfiyesi ile ilgili olduğundan mal rejimi tasfiyesinin tamamlanmasından, önce talep edilmesi gerekmektedir. Bu şekilde eşlerin vade tanıması veya güvence konusunda mal rejiminin tasfiyesinden ve evliliğin sona ermesinden sonra uyuşmazlığa düşmelerinin önüne geçirmek istenmiştir. Ancak eşlerin mal rejimi tamamlandıktan sonra da sözleşme serbestisi kapsamında vade tanınması hakkında anlaşabilirler.

b.Taraflar ve Hakkın Hukuki Niteliği

Vade tanınmasını isteme hakkı, evlilik birliğindeki tarafların birbirlerini destekleme yükümlülüğünün bir yansıması olarak sadece eşleri aittir. Hak sahibi eşin mirasçılarının bu maddeye dayanarak vade tanınmasını isteme hakları yoktur. Borçlu eş bu hakkı alacaklıya veya onun mirasçılarına karşı ileri sürebileceği gibi, hak sahibi eş bu hakkının tanınmasını hakimden de isteyebilir. Borçlu eşe vade, kanundaki şartlar oluşmuş olsada re’sen tanınamaz, hak sahibinin talebi gereklidir. Hak sahibi eşin vesayet veya velayet altında olduğu halde kanuni temsilcinin vade tanınması talebinde bulunması mümkündür. Borçlu tarafın değişmesi alacaklının rızasına bağlı olmakla beraber, vadenin tanınmasından sonra borçlu tarafın değişmesi, tanınan vadenin ortadan kalkması sonucunu doğurmaz. Kararlaştırılan vadenin veya faizin daha sonra alacaklının talebi ile hakim tarafından değiştirilmesi mümkün değildir. Ancak genel hükümler çerçevesinde sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması hali saklıdır. Faiz ödemesi kararlaştırılmış olmakla beraber, borçlu eşin vadeden önce borç ödemesi mümkündür. Ancak bu halde aksi eşlerce kararlaştırılmış olmadıkça alacaklı eşin faiz alacağından bir indirim yapılamaz.

c.  Vade Tanımanın Uygulama Şartları

aa. Mal Rejiminin Sona Ermesi

Artık değer alacağının ödenmesi için vade tanınması için öncelikle, artık değer alacağının tespiti gereklidir. Bu halde mal rejiminin sona erip tasfiyesinin yapılmış olması şarttır. Mal rejiminin tasfiyesinin de  hangi sebeple olduğunun burada önemi yoktur. Değer artış payı alacağı için de, kaynak kanundan farklı olarak, bu ön şart aranır. Değer artış payı alacağına konu katkı yapılan mal varlığı mal rejimi  sona ermeden elden çıkartılsa bile, değer artış payı alacağı mal rejiminin sona erip tasfiyesinin tamamlanması ile muaccel olacaktır.[4]

bb.Ciddi Güçlükler

TMK m. 239/2 hükmüne göre borçlu eşin katılma alacağının veya değer artış payının derhal ödenmesi  kendisi için ciddi güçlükler doğuracaksa  ödemenin ertelenmesini isteyebilir. Burada hakim tarafından ödemenin ertelenmesi durumu söz konusudur.[5] Ciddi güçlüklerden kasıt ekonomik güçlüklerdir. Ciddi güçlüklerin olduğu ise somut olayın özelliklerine göre hakim tarafından takdir edilecektir. Bu halde borçlu eş ve alacaklı eşin menfaatlerinin tartılması gerekecektir. Borçlu eşin ve alacaklı eşin durumları, vade tanınmasının eşlere sağlayacağı fayda ve zararlarının değerlendirilmesi gerekir. Borçlu eşin, alacağı ödeyebilmek için mal varlıklarının piyasa şartları nedeniyle evden çıkartmak zorunda kalması veya faizi yüksek kredi kartı borcunu ödemesinin olması ciddi güçlükleri örnek gösterilebilir. Borçlu eşe vade tanınması onun içinde bulunduğu ciddi güçlüklerin ortadan kaldıracaktır. Borçlu eşin müzmin  bir mütemerrid olduğu hallerde vade tanınması kabul edilmemelidir. Çünkü bu halde vade tanınması ile istenen sonuç elde edilemeyecektir.

d.İspat Yükü

Vade tanınmasını isteyen hak sahibi, mal rejiminden kaynaklanan alacağını derhal  ödenmesinin kendisini ciddi ekonomik güçlüklere sokacağını ispat etmesi gerekmektedir. Ancak ispatı kesin delillerle yapılması zorunlu değildir. Hakim delilleri serbest olarak takdir edecektir.

e.Vade Süresi ve Vade Tanımanın Hukuki Sonuçları

Borçlu eşe artık değer ve değer artış payının ödenmesi için vade tanınması ile ödeme yükümlülüğü, eşlerin veya hakim tanındığı süre kadar ertelenmiş olmaktadır. Eşler vade konusunda ve artık değerin bu vaadi süresinde veya sonunda nasıl ödeneceği konusunda anlaşma da serbesttirler. Eşler vadeyi gün, hafta, ay, yıl olarak kararlaştırabilirler. Bu konuda TBK m. 75 vd. burada uygulama alanı bulacaktır. Eğer hakim kararıyla vade tanınacaksa, hâkimin vadeyi tespit etmesi ve diğer ödeme modalitelerini karar vermesi gerekmektedir. Hakim borcun tamamının ertelenmesine karar verebileceği gibi, tanınan süre içerisinde taksitle ödenmesine karar verebilir. Hatta alacağın belli bir kısmı içinde vade tanınabilir. Vade tanınması ile alacağın muaccel olacağı tarih ertelenmiş olmaktadır.  Bu halde alacaklı için talep hakkı vade sonuna kadar ertelenmiştir. Dolayısıyla alacaklı eşin alacağını takibe koyması mümkün değildir, ancak borçlu eş iflas ederse alacak muaccel olur. Borç muaccel olmadan önce de ödeme de bulunabilir. Ancak bu halde borcundan indirim yapılmasını isteme hakkı yoktur.

Borçlu eşinin alacağını zamanında ödememesi halinde TBK m. 101 ve diğer hükümlerine göre alacaklı eşin ihbarı ile temerrüde düşmesi mümkündür. Tasfiye sonunda belirlenmiş olan artık değer ve değer artış payı alacağının diğer eşten talep edilmesi ihbar için yeterlidir. Bu halde borçlu eş kararlaştırılmış olmasa da temerrüt faizi ödeyecektir.[6]

 

6.ALACAĞA FAİZ YÜRÜTÜLÜP GÜVENCE VERİLMESİ

TMK m. 239/3 hükmüne göre aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin sonra ermesinden başlayarak katılma alacağına ve değer artış payına faiz yürütülür, durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan güvence istenebilir. Kanun koyucu, böylelikle eşlerin yararlarını karşılıklı olarak dengede tutmuştur. Güvence kavramına ayni ve şahsi teminatlar girer.[7]

a.Faiz

Katılma alacağını ve değer artış payının yürütülecek olan faizi iki yönden incelemek gerekir. Kural olarak tasfiye, hüküm ile gerçekleşebileceği gibi anlaşma ile de gerçekleşebileceğine göre faiz bu yönlerden ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

aa. Hüküm Varsa:

Tasfiyeyi gerçekleştirecek olan hükümde alacağın muaccel hale geldiği tarih ile hangi tarihten ve hangi oranda temerrüt faizine tabii olduğu gösterilecektir.

bb.Anlaşma Varsa:

Tasfiyenin tamamlandığında muaccel hale gelen borç için TBK m. 101 hükmüne göre alacaklının ihtar da bulunduğu ya da alacak için dava veya takip yoluna başvuruldu andan itibaren temerrüt faizi işlemeye başlayacaktır.

TMK m. 239/3 hükmüne göre tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağına ve değer artış payına yürütülecek faiz için aksine anlaşma yapılabilir. Borcun ertelenmesine rağmen alacaklı faiz istemiyorsa doğal olarak faiz alınamayacağını gibi faize de hükmedilemeyecektir.

b.Güvence

TMK  m. 239/3 hükmüne göre alacaklı eş durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçlu eşten güvence isteyebilir. Borçlu eş tarafından gösterilecek güvencenin her türü hakkında TMK m. 239/3 de bir açıklık yoktur. Bu nedenle her türlü güvencenin gösterilmesi olanağı vardır.[8]

 

7.KATILMA ALACAĞININ MUACCELİYETİ VE TEMERRÜT

 

Katılma alacağının miktarının belirlenmesi ile mal rejiminin tasfiyesi amacına ulaşmış ve tamamlanmış olacaktır. Böylelikle, mal rejiminin sona ermesi anında, miktarın belli olmamasından kaynaklanan katılma alacağını ilişkin ifa engeli ortadan kalkacaktır. Bu ifa engelinin ortadan kaldırılması ile birlikte, katılma alacağı muaccel hale gelecektir. Katılma alacağına hangi andan itibaren faiz uygulanacağını düzenleyen TMK m. 239/3 de katılma alacağının tasfiyesinin tamamlanması ile muaccel olacağı anlaşılmaktadır.

Tasfiyenin hangi anda tamamlandığı, bunun tarafların anlaşması ile mi yoksa dava yoluyla mı gerçekleştiğine bağlı olarak değişecektir. Taraflar, tasfiyenin gerçekleşme şekli ve buna bağlı olarak katılma alacağının miktarı konusunda anlaşmışlarsa; buna ilişkin sözleşmenin kurulduğu anda, tasfiye tamamlanmış olur ve katılma alacağı muaccel hale gelir. Tabii ki, tasfiye sözleşmesinde katılma alacağının ifa zamanını ilişkin düzenleme yapılması da mümkündür.

Katılma alacağının dava yoluyla belirlendiği hallerde; hakimin kararı ile tasfiye sona erecek ve katılma alacağı muaccel hale gelecektir. Bu sonucun doğması için kararın kesinleşmesinin gerekmediği düşünülmektedir. Her ne kadar HUMK m. 443’te aile hukukuna ilişkin kararların icra edilebilmesine ilişkin için kesinleşmesi şartına yer verilmişse de burada dayanağını aile hukuku ilişkisinden alsa da bir alacak hakkının miktarının belirlenmesine ilişkin dava söz konusudur.  Tasfiyenin tamamlanması ile katılma alacağı muaccelliyet kazanmakla birlikte, burada belirli bir vade mevcut değildir. Bu nedenle borçlu eşin borçlu temerrüde düşmesi için alacaklı için ihtara gerek vardır.[9] Muacceliyet sonrasında borçlu eşin katılma alacaklısı eş tarafından yapılacak ihtarla temerrüde düşürülmesine gerek yoktur. Tasfiyenin tamamlanmasıyla borçlu eş aynı zamanda temerrüde düşer. Dolayısıyla mahkemenin katılma alacağı kararının kesinleştiği andan itibaren temerrüt faizi istenebilir.[10]

 

8.BORÇLULAR (BORÇTAN SORUMLU KİŞİLER)

a. Eş

Katılma alacağından dolayı borçlu kişinin en başında, eş gelmektedir. Bu durum, katılma rejiminin boşanma, evliliğin iptali ya da mal varlığına geçiş nedeniyle son bulmasında ortaya çıkar.

b. Mirasçılar

Katılma rejiminin ölüm nedeniyle sona ermesi halinde, katılma alacağının borçluları, ölen borçlu eşin mirasçılarıdır. Burada, mirasçıların miras bırakanın herhangi bir üçüncü kişiye karşı sorumluluğundan bir farkı söz konusu değildir. Örneğin: Miras bırakan bankadan aldığı kredi nedeniyle, mirasını reddetmiş mirasçılar, nasıl bankaya karşı sorumlu ise, sağ kalan eşin katılma alacağı için de aynı şekilde sorumludurlar. Katılma alacağı nedeniyle mirasçıların sorumluluğu, katılma rejiminin, sadece ölüm nedeniyle sona ermesinde ortaya çıkmaz.

Katılma rejimi boşanma, evliliğin iptali ya da mal ayrılığı rejimine dönüşmesi nedeniyle sona ermiş ve sonra da borçlu  ölmüş olabilir. Bu durumda, sağ kalan eş, ölenin mirasını reddetmiş olan mirasçılarından katılma alacağını talep edebilecektir. Örneğin: A ile B evli olup, aralarında yasal mal rejimi olan katılma rejimi geçerlidir. Bu evlilik, on yıl sürmüş, eşler boşanmıştır. Boşanma kararı kesinleşmiş, B, A aleyhine 10 bin TL katılma alacağı davası açmıştır. Dava ya da verilen kararla ilgili icra takibi devam ederken A ölmüştür. Bu durumda, B, A’nın mirasçılarından bu katılma alacağının ödenmesini talep edebilecektir.

 

9. ALACAKLILAR (KATILMA ALACAĞI HAKKINA SAHİP KİŞİLER)

 

Katılma alacağı hakkının sahibi olan işlerdir. Ancak, eşlerin bu hakkının, hak sahibi eş mirasçılarına ait olması da mümkündür. Mirasçıların katılma alacağı sahibi olabilmeleri, ölüm nedeniyle mal rejiminin son bulmasında ortaya çıkabilir. Bu durumda, ölen eşin katılma alacağını talep ve dava hakkını mirasını reddetmemiş olan mirasçıları kullanabilecektir. Mirasçıların katılma alacağına sahip olmaları, katılma rejiminin boşanma veya evliliğin iptali sebebiyle son bulmasına rağmen, hak sahibi olan eşin, alacak hakkından feragat etmemiş olması ve bu hakkını talep, dava veya tahsil etmeden ölmesi nedeniyle ortaya çıkabilir. Katılma alacağı hakkı, başkasına intikal etmesi mümkün olan bir haktır.

Bu kuralın bir sonucu olarak, katılma alacağının TBK m. 183 ve diğerleri hükümlerine göre başkasına temlik edilmesini de yasal bir engel yoktur.

 

10. KATILMA ALACAĞININ HARCA TABİ OLMASI

 

Katılma alacağı, boşanmanın feri nitelikte bir alacak değildir. Boşanmanın feri nitelikteki alacakların harca tabi olmadığı kabul edilmektedir. Örneğin: yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat davası harca tabi değildir. Katılma alacağı boşanmanın feri nitelikte değildir. Zira, katılma alacağı, evlilik devam ederken mal rejiminin tasfiyesine karar verildiğinde ortaya çıkabilir. Örneğin: TMK m. 206 gereğince haklı sebeplerle eşler, seçimlik rejim konusunda bir mal değişimi sözleşmesi yaptıkları takdirde, evlilik devam ettiği halde, mal rejimini yine de tasfiye edebilmektedir. Bu nedenle katılma alacağı davası harca tabi olan bir davadır. TMK m. 236 f.1 hükmü bu hususu dile getirmiştir. Bu hükme göre; “Her eş veya mirasçıları diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar”.[11]

 

KAYNAKÇA

ACAR, Faruk. Aile Hukukumuzda Mal Rejimleri ve Eşin Yasal Miras Payı, Ankara: Seçkin Yayıncılık. 2008. ss.149.

AKINTÜRK, Turgut ve Derya Ateş. Aile Hukuku. İstanbul: Beta Yayıncılık. 2017. ss.174.

ANIL, Yaşar Şahin ve Yonca Taner. Eşler Arasındaki Mal Rejimleri. İstanbul: Legal Kitapevi. 2011. ss.162

ATEŞ, Turan. Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi. Ankara: Bilge Yayınevi. 2013. ss.182.

DURAL, Mustafa, Tufan Öğüz ve Mustafa Alper Gümüş. Aile Hukuku. İstanbul: Filiz Kitapevi. 2018. ss.238.

GENÇCAN, Ömer Uğur. Mal Rejimine İlişkin Genel Hükümler ve Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi.  Ankara: Yetkin Yayınları. 2002. ss. 151.

KILIÇOĞLU, Ahmet. Katkı Katılma Alacağı. Ankara: Turhan Kitapevi. 2013. ss.132.

ÖZTAN, Bilge. Aile Hukuku. Ankara: Turhan Kitapevi. 2004. ss.291.

SARI, Suat. Evlilik Birliğinde Yasal Mal Rejimi Olarak Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi. İstanbul: Beşir Kitapevi. 2007. ss. 247.

ZEYTİN, Zafer. Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi. Seçkin Yayıncılık. 2008. ss.218.

 

[1] Turan Ateş, Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi, 3.b, Ankara: Bilge Yayınevi, 2013, s.182

[2] Zafer Zeytin, Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, y.y.: Seçkin Yayıncılık, 2008, s.218

[3] Yaşar Şahin Anıl ve Yonca Taner, Eşler Arasındaki Mal Rejimleri, İstanbul: Legal Kitapevi, 2011, s.162

[4] Zeytin, a.g.e., s.218

[5] Faruk Acar, Aile Hukukumuzda Mal Rejimleri ve Eşin Yasal Miras Payı, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2008, s.149

[6] Zeytin, a.g.e., s.218

[7] Bilge Öztan, Aile Hukuku, Ankara: Turhan Kitapevi, 2004, s.291

[8] Ömer Uğur Gençcan, Mal Rejimine İlişkin Genel Hükümler ve Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi, Ankara: Yetkin Yayınları, 2002, s. 151

[9] Suat Sarı, Evlilik Birliğinde Yasal Mal Rejimi Olarak Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi, İstanbul: Beşir Kitapevi, 2007, s. 247

[10] Mustafa Dural, Tufan Öğüz ve Mustafa Alper Gümüş, Aile Hukuku, İstanbul: Filiz Kitapevi, 2018, s.238

[11] Ahmet Kılıçoğlu, Katkı Katılma Alacağı, Ankara; Turhan Kitapevi, 2013, s.132

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.