TEDAVİ SÖZLEŞMESİNİN BORÇLAR KANUNU ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ

İçindekiler

KISALTMALAR. 1

TEŞHİS VE TEDAVİ SÖZLEŞMESİNİN TANIMI 2

TEDAVİ SÖZLEŞMESİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ 2

1) İş Sözleşmesi: 2

2) İstisna Sözleşmesi: 2

3) Vekalet Sözleşmesi: 3

4) “Kendine Özgü Yapıda” Bir Sözleşme Olduğu Görüşü. 3

5) Sonuç: 4

TEDAVİ SÖZLEŞMESİNİN UNSURLARI 4

1) Hasta: 4

2) Hekim: 4

3) Taraflar Arasında Anlaşma: 4

4) Ücret: 5

5) Tıbbi Müdahale: 5

TEDAVİ SÖZLEŞMESİNİN SONA ERMESİ 6

1) Vekâlet Sözleşmesi Niteliğindeki Tedavi Sözleşmesinin Sona Ermesi: 6

2) Eser Sözleşmesi Niteliğindeki Tedavi Sözleşmesinin Sona Ermesi: 7

KAYNAKÇA. 7

 

KISALTMALAR

  1. : Anayasa

a.g.e.                    : Adı Geçen Eser

Bkz.                     : Bakınız

  1. : Cilt
  2. : fıkra
  3. : Hukuk Dairesi
  4. : karar

Md.                     : Madde

Sy.                      : Sayı

TBK                    : Türk Borçlar Kanunu

İK                       : İş Kanunu

 

TEŞHİS VE TEDAVİ SÖZLEŞMESİNİN TANIMI

Teşhis ve tedavi sözleşmesi teşhis ve tedavi faaliyetlerini içeren TBK’da düzenlenmemiş bir sözleşmedir. Teşhis ve tedavi sözleşmesi, tam iki tarafa borç yükleyen, teşhis ve tedavi edimini gerçekleştirecek özel sağlık kurum ve kuruluşlarıyla hasta veya kanuni temsilcisi arasında gerçekleştirilen ve hasta veya kanuni temsilcinin tıbbi teşhis ve tedavi ediminin karşılığını oluşturan belli bir ücret ödemeyi üstlendiği rızai bir sözleşmedir.[1]

 

TEDAVİ SÖZLEŞMESİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ

1) İş Sözleşmesi: İş Kanunundaki tanıma göre iş sözleşmesi “bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşme”dir. TBK’da da iş sözleşmesini “hizmet akdi bir sözleşmedir ki bununla işçi, belirli veya belirsiz bir zamanda hizmet görmeyi ve işveren de ona bir ücret vermeyi üstlenir’’ şeklinde tanımlamıştır. Hekim ile hasta arasındaki ilişki, işçi ile işveren arasındaki ilişkiye birebir benzemez. Çünkü işçi, işverenin işle ilgili emir ve talimatlarına uygun çalışmak zorunda olduğu halde, hekimlerin hastanın emir ve talimatları altında hizmet verdiği söylenemez. Bazı hususlara ilişkin olarak hasta istediklerini belirtse de, bunun bir emir veya talimat niteliği taşıdığı doktorun hastanın emri altında çalıştığı ileri sürülemez; aslında hekimin hastasının emri altında çalışması, işin özü ile, tıp biliminin doğası ve gerekleri ile bağdaşmaz. Öte yandan işçi, iş sözleşmesinde belirli veya belirsiz bir süre ile bağlı iken, tedavi ilişkisinde bu süre tedavi tamamlanıncaya kadar devam eder. Tedavi sözleşmesindeki süre, iş sözleşmesi ile kıyaslanamayacak kadar kısa bir süreyi kapsar; oysa iş sözleşmelerine genellikle daha istikrarlı ve daha uzun dönemli ilişkiler öngörülür. Kısaca açıklanan bu nedenlerle, hekim ile hasta arasında oluşan tedavi sözleşmesini, iş sözleşmesi olarak nitelemek zordur.

2) İstisna Sözleşmesi: Eser sözleşmesi olarak da adlandırılan bu sözleşmelerde, iş görecek (borçlu) tarafın, sonucun gerçekleşmesini üstlenmesi ve bir işi tamamlaması, bir iş görme vaadi söz konusudur. Bu sözleşmede önemli olan, çalışmanın kendisinden çok, bu çalışmadan ortaya çıkan ve objektif olarak gözlenmesi mümkün olan sonuçtur; yani istenen bir eserin meydana getirilmesidir. Oysa tedavi sözleşmesiyle hekimin hastayı mutlaka iyileştirmeyi garanti etmesi, bu hususta kesin bir vaatte bulunması, tıp hizmetinin doğasına aykırıdır. Tıbbın bütün gerekleri yerine getirilse bile, iyileşme her zaman mümkün olmayabilmektedir. Bu nedenle, eser sözleşmesinde ki “üstlenilen işin kesin olarak olumlu sonuçlanması” unsuru tedavi sözleşmesi için söz konusu değildir. Diş protezi, plastik cerrahi gibi bazı konularda yapılan sözleşmeler istisna sözleşmeleri olarak kabul edilmekle birlikte, bu görüş çok yaygın bir kabul görmemektedir; çünkü hastanın tutumu nedeniyle olumlu sonuç elde edilememesi olasılığı vardır. Ayrıca röntgen filmi gibi işlemlerde bir eser yaratılması olarak yorumlanabilir. Bu gibi istisnai durumlar bakımından tedavi sözleşmesinin bir eser sözleşmesi olduğu görüşü, Yargıtay tarafından da benimsenmektedir. Estetik ameliyat da hekimin sonuç hakkında garanti vermesi halinde tedavi sözleşmesi, “eser sözleşmesi” olarak kabul edilir.  Yargıtay’ın bu doğrultuda şöyle bir kararı mevcuttur: “estetik ameliyatlar da, ameliyatı yapan doktor, estetik görünüm konusunda belli bir teminat vermişse, taraflar arasındaki bu sözleşme, eser sözleşmesidir.”[2] Özetle belirtmek gerekirse yaygın görüş, tedavi sözleşmelerinin kural olarak eser sözleşmesi olmadığı yönündedir.

3) Vekalet Sözleşmesi: TBK’ya göre “vekalet bir sözleşmedir ki, onunla vekil, sözleşme uyarınca kendisine yüklenen işin yürütülmesini veya üzerine aldığı işin yerine getirilmesini borçlanırsa vekil, kendisine sözleşmeyle yüklenen işi yönetme veya kabul ettiği işi yapma borcu” altına girer. Vekâlet sözleşmesinin konusu her türlü hizmet olabilir. İş ve eser sözleşmesi veya bir başka sözleşme tipine girmeyen hizmetler, vekalet sözleşmesi olarak değerlendirilir. İş sözleşmesindeki bağımlılık, vekalet sözleşmesinde aynı ölçüde yoktur. Vekalet sözleşmesinde vekil, işçiden daha çok hareket özgürlüğüne sahiptir. İş, bunu yaptırmak isteyen kişiye karşı, iktisaden oldukça bağımsız sayılabilecek şekilde, işi alan tarafından uygun görülen zamanda ve genellikle onun istediği yerde taraflarca belirlenmemiş sayıda personel ile yapılıyorsa, vekalet sözleşmesinden söz edilecektir. Vekalet sözleşmesinde işi yaptıran kişinin işi yapması sırasında ayrıntılara ilişkin talimatı ve işi kontrolü, iş sözleşmesinde görülen yoğunlukta değildir. Yargıtay’ın da iş ile vekâlet sözleşmesinin ayrılmasında bağımlılık ilişkisinin gösteriliyor tutulması gerektiğini kabul eden kararları vardır. “Hekim ile hasta arasındaki ilişki vekâlet niteliği taşıdığından, hekim hastaya karşı yükümlülüklerini ifa ederken bir bağımsızlık içerisinde hareket etmektedir. Vekaleti özellikle hizmet akdinden ayırt etmek için öne sürülen bağımsızlık unsuru, vekilin menfaatine belli bir sonuca varmak için iş görürken, gayesine erişmek için belli bir ölçüde karar verme zorunluluğunda bulunmasının sonucudur. Bazı vekâlet sözleşmelerinin uzun zaman için akdedilmesi ve vekalet akdinde ücretin zamanı ve belirtilmesi mümkündür. Bu durumda hizmet akdi ile vekalet akdini ayırt etmede önemli olan iş görenin sadece talimatla sınırlı olmayıp, genel olarak ekonomik açıdan işverene bağımlı olarak, çalışmasının tamamını ona ait iş yerinde, onun sağladığı araçlarla yapıp yapmadığı, işverenin de onun için sosyal edimlerde bulunup bulunmadığıdır. Yargıtay’ın “hasta ile doktorun meslek ilişkisi vekâlet sözleşmesine dayanır” şeklindeki kararda konuyu açıkla kavuşturmaktadır. Bu açıklamalar karşısında, hasta hekim ilişkisinde gündeme gelen tedavi sözleşmesinin yürürlükteki mevzuatımız açısından vekalet sözleşmesinin niteliğini taşıdığını kabul etmek uygun olacaktır.

4) “Kendine Özgü Yapıda” Bir Sözleşme Olduğu Görüşü: Yapısı kendine özgü olan sözleşmeler, unsurları bakımından yasada bulunan sözleşme tiplerinden hiçbirine tam uymayan sözleşmelerdir. Bu çeşit sözleşmeler, iyi niyet kurallarına ve uygulamada yaygın olan teamüllere göre yorumlanırken, bu tür sözleşmeleri, niteliklerinin elverdiği oranda benzedikleri sözleşmelerin hükümleri uygulanır; gerektiği takdirde TBK’nın genel hükümlerinden yararlanılır. Öğreti de azınlıkta kalan bir görüşe göre, hekim ile hasta arasındaki sözleşme, kendine özgü yapıda olan bir sözleşmedir. Bu da taraflar arasında çıkan ihtilafların çözümünde TBK’nın genel hükümlerinin uygulanması sonucunu doğurur.

5) Sonuç: Yaptığınız açıklamalar doğrultusunda, tedavi sözleşmesinin konusu iş görme olan sözleşmelerden hiçbirine birebir benzemediğini, çoğunlukla vekalet sözleşmesi olarak kabul edildiğini; estetik operasyonları diş protezi gibi bazı uygulamaların ise eser sözleşmesi niteliğinde görüldüğünü ortaya koymaktadır. Ancak, en çok benzediği düşünülen vekalet sözleşmesi ile uyuşmayan bazı yönlerinin bulunmadığı da bir gerçektir.[3]

 

TEDAVİ SÖZLEŞMESİNİN UNSURLARI

1) Hasta: Hasta, “Sağlık hizmetine gereksinimi olan kişidir. “ Bu gereksinim, bedensel veya ruhsal olabilir.

2) Hekim: Hekim sıfat ve yetkisini kazanabilmek için 1219 sayılı “Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun“ da bazı koşullar öngörmüştür. Hekimlik yapabilmek için aranan koşullar şunlardır:

  1. Türk vatandaşı olmak: Yasanın 1. maddesine göre, TC’ de etkinlik yapmak ve ne biçimde olursa olsun hasta tedavi edebilmek için, Türk olmak gereklidir.
  2. Tıp fakültesini bitirmek ve diplomayı Sağlık Bakanlığı’na tasdik ve tescil ettirmek: Hekimlik yapabilmek için anılan Yasada öngörülen bir diğer koşulda Türkiye’de tıp fakültesini bitirmiş olmaktır. Yabancı ülkelerde tıp diplomasını almış olan Türk hekimlerin Türkiye’de mesleklerini yapabilmeleri ancak, diplomaların denkliği saptandığı taktirde olanaklıdır.
  3. Tabip odasına kayıt olmak: Türk Tabipleri Birliği Yasasına göre, hekim serbest olarak çalışacak ise, bir ay içinde tabip odasına kayıt olmak zorundadır. Devlet memuru statüsünde bulunanlar ve hekimlik yapmayan kişiler ise odaya kayıt olmak zorunda değildirler; bu durumdaki kişiler ancak istedikleri takdirde kayıt olurlar.
  4. Hekimlik mesleğini yapmasına geçici veya sürekli bir engel hali bulunmamak: Hekimlik mesleğinin geçici olarak hangi hallerde yapılamayacağı, Türk Tabipleri Birliği Kanununda düzenlenmiştir. Bu yasaya göre, kanunun hekime yüklediği görevlerin, hekim tarafından yerine getirilmemesi halinde, kayıtlı olduğu Tabip Odası onur kurulu tarafından 15 gün ile 6 ay arasında mesleğini yapmaktan men cezası verilmesi, bu cezanın Yüksek Onur Kurulu tarafından onaylanması gerekir. Bu durumda hekim, meslekten geçici olarak men edilmiş olmaktadır. Haklarında geçici süreyle meslekten men cezası verilen hekimler, hiçbir biçimde mesleklerini yapamazlar; hasta kabul ettikleri yerlerde kapatılır. Yasanın diğer bir hükmüne göre ise, ağır hapis veya beş seneden fazla hapis veya kamu hizmetinden men veya meslek ve sanatı kötüye kullanma suretiyle işlenmiş bir eylemden dolayı iki kez mahkemece meslek ve sanatını uygulamasının durdurulması cezası alanlar veya meslek uygulamasına engel ve iyileşmeyecek bir akıl hastası olduğu muayene ile saptanan hekimler, Sağlık Bakanlığının önerisi ve yüksek onur kurulu kararı ile mesleklerini yapmaktan yasaklanır ve diplomaları geri alınır. Bir diğer şart ise zorunlu hizmetini tamamlamış olmaktır.

3) Taraflar Arasında Anlaşma: Tedavi sözleşmesinin taraflarından biri, mutlaka “hasta” kişidir. Sözleşmenin karşı tarafı ise, talep edilen sağlık hizmetine göre, hekim, psikiyatr, diş hekimi, fizyoterapist, diyetisyen, ebe, hemşire ya da bir sağlık kurumu olabilir. Sağlık hizmeti verecek taraf sağlık mesleği mensuplarından hangisi olursa olsun, bunların hasta ile yaptıkları sözleşme tedavi sözleşmesidir ve hukuk sistemimizde “vekalet sözleşmesi” olarak genel kabul görür. Bunun istisnasını estetik ameliyat, diş protezi vs için yapılan ve “istisna akti” denen eser sözleşmesini oluşturur.[4] Gerçek yaşamda tedavi sözleşmesi, klasik sözleşme yapma yöntemine çok benzemez; bu durum sağlık konusunun doğasından kaynaklanır. Bilindiği gibi sözleşme, icap ve kabul olarak adlandırılan birbirine uygun iki irade açıklaması ile oluşur.[5] Taraflar konuyu tüm boyutlarıyla görüşüp, karşılıklı koşullarını ortaya koymak suretiyle anlaşmayı yaparlar. Oysa çok kez, tedavi sözleşmesinde, görüşmeler için bu kadar geniş zaman bulma olanağı yoktur. Dolayısıyla sözleşmenin bütün unsurlarını görüşme ve tartışma bazen mümkün olmamaktadır. Örneğin hastanın müracaatı üzerine doktoruna muayene ve tedaviye başladığı anda, sözleşme yapılmış sayılır. Burada klasik tarzda icap ve kabul mekanizmasından söz etmek olası değildir; çünkü hekime başvurulması, hukuk tekniği açısından sözleşmenin oluşumunda aranan icaptır; ancak hekimin açık bir kabul beyanı olmadan sergilediği tavır da bir anlamda pasif kabul yani zımni kabul eder. Burada sözü edilen pasif kabulü, sözleşmenin oluşumuna engel değildir. Bu durum TBK’da “Rızanın beyanı sarih olabileceği gibi zımni dahi olabilir” şeklinde hükme bağlanmıştır. Bu tür tedavi sözleşmesi, mesleğini kendi nam ve hesabına bağımsız olarak yapan, bir diğer ifadeyle özel muayenehanesinde çalışan hekim ve diğer sağlık personeli için geçerlidir. Özel hukuk ilişkisi içinde hekimin her hastanın teklifini kabul etme zorunluluğu yoktur. Bu kuralın istisnaları şu şekildedir: bu istisnalardan birincisi acil vakalardır. Hekim acil vakalarda yardım yapmak zorundadır. Bir diğeri devlet hastanesine başvuran hastalara da tıbbi yardımda bulunulması zorunluluğu, bu konudaki ikinci istisnayı oluşturur. İnsani görev gereği de hekim hastaya bakmakla yükümlüdür. Yani hekimler, belirtilen üç durum dışında, sözleşme teklifini kabul etmeyebilirler; bu tamamen kişisel tercihlerine bağlı bir durumdur. Bugün yürürlükte olan düzenlemelere göre, sözleşmenin geçerliliği, Yasada tersine kural bulunmadıkça, hiçbir şekle bağlı değildir. Hukukun genel hükümlerine göre sözleşmenin konusu ve içeriği taraflarca serbestçe saptanır. Sözleşmenin geçerli olabilmesi için tarafların fiil ehliyetinin bulunması gerekir.

4) Ücret: Daha önce de açıklandığı üzere “Tedavi Sözleşmesi” bizim hukuk sistemimiz de “vekalet sözleşmesi” olarak kabul edilmektedir. TBK’da vekâlet sözleşmesine ilişkin düzenlemeleri bu açıdan incelendiğinde, ücretin bu sözleşmelerinin zorunlu bir unsuru olmadığı görülüyor. Buna karşın sözleşmede kararlaştırılmış ücret varsa, vekil ücrete hak kazanır. Hekimler, gerektiğinde illerin Tabip Odalarınca belirlenen bir Türk Tabipleri Birliği tarafından onaylanan asgari ücret tarifesine göre ücret alırlar; ancak taraflar daha yüksek bir ücret üzerinde de anlaşabilirler. Kamu görevlisi olarak çalışmakta olan hekim dahil bütün sağlık mesleği mensupları, yaptıkları görev karşılığında, statüleri uyarınca kamudan hizmetlerinin karşılığını aylık veya ücret olarak almakta olduklarından, hastalardan ayrıca herhangi bir bedel isteminde bulunamazlar.

5) Tıbbi Müdahale: Tıbbi müdahale, “yetkili sağlık personeli tarafından tedavi amacıyla yapılan faaliyet” dir. Bu faaliyetler en basit teşhis ve tedavi yöntemi olabileceği gibi, en ağır cerrahi müdahaleleri de kapsayabilir. Sonuçta, kişinin sağlığına ve beden bütünlüğünü, kısacası yaşamına yönelik herhangi bir tıbbi müdahalenin hukuk uygun kabul edilebilmesi yani yasadışı olmaktan kurtulabilmesi için şu unsurların bulunması zorunludur:

  1. Tıbbi müdahalenin ehil ve yetkili kişiler tarafından yapılmış olması.
  2. Hastanın rızasının alınması.
  3. Müdahalenin tedavi amaçlı olması.
  4. Tıbbi müdahalenin, tıp biliminin kurallarına ve genel kabul görmüş bir ilkelerine uygun yapılması.

 

TEDAVİ SÖZLEŞMESİNİN SONA ERMESİ

1) Vekâlet Sözleşmesi Niteliğindeki Tedavi Sözleşmesinin Sona Ermesi:

  1. Tıbbi hizmetin tamamlanması: Tedavi sözleşmesinin amacı hastanın iyileşmesi, sağlığına tekrar kavuşması, ya da istediği işlemin tamamlanmasıdır. Bu amacın gerçekleşmesi ile sözleşme, hekimin borcu yönünden sona eder. Sözleşmede ücrette bazı masraflar ile ilgili bir koşul varsa, buna ilişkin bedelin tamamının ödenmesi halinde, hasta bakımından da borç son bulur.

Hizmetin gerektiği biçimde ve özenle yerine getirilmesine rağmen, istenen sonuç gerçekleşmese de, ifa görevi sözleşme gereğince yerine getirilmiş sayılır; böyle bir durumda hekim borcunu yerine getirmiş sayılacağından, bir sorumluluk söz konusu olmaz. Yargıtay’ın bu durumu örnek bir kararı vardır: “işte sadakat ve özenle görülmüşse, yönelinen sonuca erişilmemiş olsa bile gereği gibi ifa vardır. Vekilin gerekli özeni göstermesine rağmen sonucu elde edilememiş ise rizikosu vekile yüklenemez. Bu riziko müvekkilin üzerinde kalır. Burada özen borcunun yerine getiremediğinin ispat külfeti müvekkile aittir.” [6]

  1. İstifa-Azil: TBK’nın 396/1 maddesi, vekalet sözleşmesinin taraflarından sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme hakkı tanımaktadır; tedavi sözleşmesinde hasta, hekimine azletme ve hekimde istifa hakkına sahiptir.“ Taraflar belirli bir nedene dayanmadan ve belirli bir süreye bağlı olmadan her zaman sözleşmeyi sona erdirebilirler ve bu haktan önceden feragat edemezler; bu hakkı yasaklayıcı veya engelleyici anlaşmalar geçersizdir.” [7]
  2. Ölüm: Tedavi sözleşmesinin niteliği gereği gereği, tedaviyi yürütmekte olan hekimin veya hastanın ölmesi halinde, sözleşme sona erer. Hekimin ölmesi kişisel borcunu bizzat yerine getirilmesi olanaksız kılar; hastanın ölmesi halinde ise sözleşme konusunun yerine getirilmesi olanaksız hale gelir; böyle bir durum ise sözleşmeyi sona erdirir. Taraflardan biri için mahkemece gaiplik kararı verildiğinde de sözleşme son bulur.
  3. Ehliyetsizlik Nedeni ile Sona Erme: Ehliyetin kaybı, olağan Vekalet sözleşmesi bakımından geçerli bir sona erme nedeni olmakla birlikte, Tedavi sözleşmesi niteliği dolayısıyla böyle otomatik bir uygulamaya olanak veremez. Hastanın tedavi sırasında ehliyetini yitirmesi, sözleşmenin ve dolayısıyla tedavinin sona erdirilmesini gerektirmez; işin niteliği buna izin vermez, zaten böyle bir tutum etik açıdan da onaylanamaz. Hekimin tam ehliyetsiz duruma gelmesi halinde, bir hukuki işlem yapması mümkün olmadığından, tedavi sözleşmesi son bulur. Sınırlı ehliyetsizlik söz konusu ise, hastası adına gerekli işlemleri yapabileceğimden, sözleşme hukuken devam eder.
  4. İflas: Hekimin iflası halinde de sözleşmenin sona erme zorunluluğu yoktur ancak iflasının karar verilmiş hekimin muayenehanesi ile tüm tıbbi cihazlarına, araç gerecin ve el konulan hekime hastanın güveninin sürdürülmesini beklemek zordur. Açıklanan nedenlerle; iflas halinde, sözleşmenin sona ermesi, bir zorunluluk olmamakla birlikte, tedavi ilişkisinde çok önemli bir yer tutan “güven” unsurunun kaybı, uygulamada karşı tarafın sözleşmeye son vermesine yol açacaktır.
  5. Sürenin Dolması: Sözleşmelerinin sona ermesinde geçerli kurallardan biride, belirli bir süre için yapılan sözleşmenin, süre bitiminde, sona ermesidir. Özellikle kronik hastalıklar dolayısıyla yapılan tedavi sözleşmelerinde taraflarca bir süre belirlenmemiş ise, sürenin dolduğu tarihte, normal koşullar devam etmekte değilse, bu sözleşmenin sona ermesi gerekir. Hastanın durumu kritik bir hal almışsa, durumun o gün ki koşullarına göre değerlendirerek işlem yapılması, hukuk ve etik açıdan daha uygun olur.

2) Eser Sözleşmesi Niteliğindeki Tedavi Sözleşmesinin Sona Ermesi:

  1. Eser sözleşmesinin sona erme şekli, her iki tarafında borçlarını sözleşmeye uygun biçimde ödemesi ile sona erer.
  2. Ölüm
  3. İş sahibi, yapılan iş bitmeden önce yapılan bölümün bedelini ve hekimin zarar ve giderlerini ödeyerek sözleşmeyi tek yanlı olarak sona erdirebilir.
  4. Müteahhit’in haksız olarak işe geç başlaması ya da işi olağan düzeninde yürütmemesi halinde, iş sahibi teslim zamanını beklemeden sözleşmeyi tek yanlı feshedebilir.[8]
  5. Taraflardan birinin borcunu yerine getirmekte gecikmesi durumunda TBK’da ki hükümlere uyarak öteki tarafın sözleşmeyi feshetme yetkisi vardır.[9]

 

KAYNAKÇA

Ahmet Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, Turhan Kitapevi

Aydın Zevkliler, Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri , Seçkin Yayınları,  2004

Hayrunnisa Özdemir, Sağlık Hukuku Alanında Teşhis ve Tedavi Sözleşmesi, Yetkin Yayınları, 2017

Ünal Er, Sağlık Hukuku, Savaş Yayınları, 2008

1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu

(Hayrunnisa Özdemir, Sağlık Hukuku Alanında Teşhis ve Tedavi Sözleşmesi, Yetkin Yayınları, 2017, s. 49)

 

[2] (13 HD; 05.04.1993; E:1993/131, K:1993/274)

[3] (Ünal Er, Sağlık Hukuku, Savaş Yayınları, 2008, s.39)

[4] (Er, a.g.e. 2008, s.49-60)

[5] (Ahmet Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, Turhan Kitapevi s.37-51)

[6] (Y. 13. HD 05.02.1991, 90/7902-1070)

 

[7] (Aydın Zevkliler, Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri , Seçkin Yayınları,  2004, s.374)

[8] (Er, a.g.e. s.63-66)

 

[9] (Zevkliler, a.g.e. s.348.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.